Güncel Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2007

Uzun kulaklı kemirgen Arap tavşanına benziyor

Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan 'sıradışı' olarak tanımlanan bu kemirgen, bilimadamlarınca bir ilk olarak nitelendirildi.

Daily Mail'de yer alan habere göre koca kulaklı, fareyi andıran kemirgen jerboa, ilk görüntüleriyle karşımızda. Ancak birkaç ay önce Denizli'nin Acıpayam ilçesine bağlı Gümüş köyünde bulunan Arap tavşanıyla benzerliği de kafaları karıştıracak gibi görünüyor.
Yabancı basında, bilim adamlarının ilk defa böyle bir yaratığa rastladıkları söylenirken, Türkiye'de bulunan yarı tavşan yarı fare görünümlü yaratığın da koca kulaklı bir kemirgen olduğu ve birbirlerine oldukça benzediği dikkat çekici.
Gazeteport adlı internet sitesinin haberine göre, Kanguru gibi hareket eden ve uzun kulaklı bir fare görünümünde olan bu yeni kemirgen, Moğolistan ve Çin'in belli bölgelerinde yaşıyor. Hakkında çok az bilimsel veri bulunan kemirgenin en önemli özelliği kulaklarının kafasından üçte bir oranında daha büyük olması. Bu özelliğiyle, dünyanın vücuduna göre en büyük kulaklara sahip hayvanı.

15 Kasım 2007

Felaket faturası kalkan ve pisi balığına çıktı

Azak Denizi'nin Karadeniz'e açıldığı Kerç Boğazı'nda batan gemilerde sızan petrolun yol açtığı çevre felaketinde bölgede yetişen kalkan ve pisi balığının büyük tehdit altında olduğu bildirildi. Rusya'nın müdahalede geç kaldığını ifade eden İÜ Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, Rusya'ya ilettikleri yardım talebine dört gündür yanıt alamadıklarını belirtti ve bu tip kazalar konusunda en hazırlıklı ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çekti. Kazanın olduğu bölgede ekolojik bir felaket yaşandığını söyleyen Öztürk, özellikle bölgede yetişen kalkan ve pisi balığı gibi balık türlerinin tehlike yaşadığını kaydetti. Karadeniz'de 180 civarı balık ve canlı türünün yaşadığı tahmin ediliyor.

ORTAK EYLEM PLANI GEREKİYOR
Şimdiye kadar 30 bin kuşun telefine neden olan petrol sızıntısının önlendiğine dair net bir bilgi yok. Rus yetkililerin olaya müdahalede gecikmesi, çevre felaketinin büyümesine yol açtığını belirten Öztürk, Karadeniz'e sınırı olan ülkelerin ortak bir eylem planına sahip olmaları gerektiğini söylüyor. Daha önce "Volganeft" adlı bir tanker, 1999'da İstanbul Florya'da ikiye bölünmüş taşıdığı petro deniz ve kıyı şeridinde ciddi bir kirliliğe yol açmıştı.


Kaynak

07 Kasım 2007

Yeni bir gezegen keşfedildi

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) bilim adamları, dünyamıza 41 ışık yılı uzaklıkta yeni bir gezegen keşfetti. Yeni gezegen Dünya'dan 45 kat daha büyük ve Satürn'e benziyor

BBC'nin haberine göre, yeni gezegen Dünya'dan 45 kat daha büyük ve Satürn'e benziyor. Astronomların güneş sistemimiz dışında bulduğu 250. gezegen olan yeni keşif, kendi güneşi 55 Cancri'in etrafında daha önce bulunan 4 gezegenle birlikte hareket ediyor. Bilim adamları, yeni gezegenin 55 Cancril ile olan mesafesinin, Güneş ve Dünya arasındaki mesafeye yakın olduğunu belirtiyor.

Uzmanlar, yörüngesinde 5 gezegen belirlenen yıldızın kendi güneşimize çok fazla benzediğini, yaklaşık aynı boyutta ve yaşta olduğunu belirterek, ''Gezegenlerle dolu bir sistem gibi görünüyor'' açıklamasını yaptı. Gökbilimcilerin, bu 5 gezegeni keşfinin 18 yıl aldığı kaydedildi.
California Üniversitesi'nden Profesör Geoff Marcy, bulunan yeni gezegenin Dünya'ya yada Venüs'e de benzeyebileceğini, zaman ilerledikçe ve teknoloji geliştikçe bu soruların yanıtlarını bulabileceklerini aktardı.

Marcy, dünya üzerindeki gelişmiş teleskoplarla uzak galaksilerde ancak Jüpiter büyüklüğündeki gezegenleri tespit edebildiklerini belirterek, "Belki orada Dünya'nın büyüklüğünde gezegenler de var. Ancak biz elimizdeki teknolojiyle Neptün, Satürn ve Jüpiter büyüklüğünde gezegenleri görebiliyoruz. Orada gerçekten neler var emin değiliz" yorumunu yaptı.
Araştırmacılar, yeni keşifler sayesinde gezegenlerle dolu bizimki gibi bir sürü güneş sistemi olabileceğinin ortaya koyulduğunu dile getiriyor.

Kaynak
for english

25 Ekim 2007

Prostat-böbrek kanserine 'kriyoterapi'


Prostat ve böbrek kanseri hastalarına yeni bir umut olacak 'kriyoterapi' yöntemi, artık Türkiye'de de uygulanacak.

Kanser tedavisinde uygulanan ameliyat ve ışın tedavisi (radyoterapi) yöntemlerine alternatif olan 'kriyoterapi' yöntemi, Türkiye'de ilk defa Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı 'Üroonkoloji Ünitesi'nde uygulanmaya başlanacak.

Hücreler donduruluyor

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Dursun, 'kriyoterapi' yöntemi ile kanser hücrelerinin dondurularak ortadan kaldırıldığını söyledi.

Kriyoterapi yönteminin, 2000'li yıllardan itibaren Avrupa'da ve ABD'de bazı merkezlerde aktif olarak yapıldığını belirten Dursun, yöntemin, Türkiye'de ilk defa GÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'nde uygulanacağını kaydetti.

Dursun, konusunda uzman olan 2 yabancı profesörün ekim ayında Türkiye'ye geleceğini ve GÜ Dekan Yardımcısı Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Sözen başkanlığındaki heyetle birlikte, 4 prostat ve bir böbrek kanseri hastasını ameliyat edeceklerini söyledi.

Kriyoterapi yönteminin Türkiye'de ilk defa uygulanacağı için yabancı profesörlerin, ilk ameliyatlarda ekipte yer alacağını belirten Dursun, "Sonrasında da bu tür ameliyatlar, hastanemizde devamlı hale gelecek" dedi.

Prof. Dr. Ayşe Dursun, kriyoterapi yöntemi ile ilgili ABD'de 5, 7 ve 10 yıllık değerlendirme çalışmaları yapıldığını belirterek, Mart 1993-Eylül 2001 tarihlerini kapsayan 7 yıllık çalışmada, 590 prostat kanseri hastasının değerlendirildiğini ve hastaların yüzde 87'sinde kriyoterapi sonrasında yapılan biyopside kanserli dokunun kalmadığının tespit edildiğini söyledi.

Allegheney General Hastanesi'nde de 963 hastanın takip edildiği 10 yıllık bir çalışmanın olduğunu anlatan Dursun, "10 yıl sonunda kriyoterapi ile tedavi edilen hastaların yüzde 70'inde hastalık olmadığı, yüzde 85'inde de işlem sonrası kontrollerde negatif biyopsi sonuçlarına varılmıştır."

Doç. Dr. Sinan Sözen de kriyoterapinin, cerrahi ve radyoterapi yöntemlerine alternatif ve uzun dönem sonuçlarında da onlara eşdeğer olabilecek bir tedavi yöntemi olduğunu kaydetti.

Sözen, "Yöntem, kısmi organla sınırlı, erken evre ya da organın sınırlarını aşmamış, erken evrede tanı konulan böbrek tümörü ve prostat kanseri hastaları için kullanıldığında başarı şansı yüksektir" dedi.

Diabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları

Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, insanın ilerleyen yaşlarda erken evrede de olsa bu tür kanserlerle tanışabildiğini belirten Sözen, "Diğer tedavilere göre uygulanışı oldukça kolay ve klasik yöntemler kadar başarılı sonuçlar elde edilen yöntem sayesinde, yaşı veya mevcut hastalıkları (diabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları gibi) nedeniyle ameliyat edilemeyen hastalar da tedavi olma şansına sahip olmaktadırlar" dedi.

Sözen, ameliyat öncesinde özel bir hazırlığa gereksinim duyulmadığını anlatarak, "Operasyon, genel ya da bölgesel anestezi ile yapılabilir. İşlem 2- 3 saat sürer ve hastalar ameliyattan 24 saat sonra normal yaşantılarına dönebilirler" dedi.

Doç. Dr. Sözen, kriyoterapi sonrasında yan etkilerin diğer yöntemlere göre daha az olduğunu anlatarak, "Diğer yöntemlerde, örneğin prostat kanseri tedavisinde, iktidarsızlık, idrar kaçırma ve komşu organ (sıklıkla kalın bağırsak) yaralanmaları gibi yan etkilerle karşılaşılıyor. Bu, her üç yöntemde de görülür. Bu yöntemin klasik yöntemlere göre fazlalığı yoktur ancak idrar kaçırma ve komşu organ yaralanmalarına ise az rastlanır. Yan etki profili daha azdır" dedi.

Sözen, yöntemin, hastalara alternatif tedavi olarak sunulduğunu belirterek, kriyoterapi yönteminde kanserli organın dondurularak hastada bırakıldığını, ışın tedavisinde yakarak öldürüldüğünü, cerrahi yöntemde ise kanserli dokunun çıkarıldığını söyledi.

Hastaların bazılarının, vücudunda kanserli dokunun kalmasından rahatsız olduğunu belirtenSözen, "Hastanın genel durumu uygunsa, ameliyat edilebilir. Tedavi yöntemlerini hastaya sunuyoruz ve hasta ile birlikte onun için en uygun yönteme karar veriyoruz" dedi.

Doç. Dr. Sözen, ameliyattan birkaç hafta sonra genel durumun değerlendirilmesi ve yeterli iyileşme sürecinde olunduğunun belirlenmesi için kontrole gelinmesi gerektiğini belirterek, "Hasta, bilgisayarlı tomografi veya MRG taramasını içeren düzenli kontrollerden geçirilecek. Bu incelemeler, sonuçların tatmin edici olması halinde zaman içinde daha az sıklıkla yapılacak" dedi.

Doç. Dr. Sözen, prostat kanserinde kriyoterapi tedavisinin ultrasonografi eşliğinde, böbrek kanseri tedavisinin ise bilgisayarlı tomografi ve laparoskopik (ufak kesiler açılarak vücudun içinin kamerayardımıyla görüntülenmesi) yöntemle yapıldığını söyledi.

Sözen, 'kriyoterapi'nin, ameliyathanede ve anestezi altında uygulandığını belirtti:

"Bu yardımcı teknikler sayesinde cerrah, böbrek veya prostat dokusundan kaynaklanan tümörün yerini kesin olarak tespit eder ve bu tümörün içine bazı iğneler yerleştirir. Daha sonra bu iğnelerden doku içine basınçlı olarak Argon ve Helyum gazı verilerek dokunun sıcaklığı yaklaşık (-20)-(-40) dereceye düşürülür. Bu sıcaklıkta hiçbir hücre yaşayamaz ve böylece tümör dokusu yok edilmeye başlanır. Donmaya devam eden doku, giderek büyüyen buz topu haline gelir. Cerrah bu buz topunun tüm kanser dokusunu yok edecek kadar büyüdüğünden emin olduktan sonra işleme son verir."


Kaynak

Kanamayı durduran karışım

Türkiye'de kanamayı birkaç saniye içinde durduran karışım geliştirildi. Karışım, özellikle hemofili, yani kanı zor pıhtılaşan hastalar için hayati önemde...

Bitkisel ürünlerden oluşan karışımın klinik deneylerini Hacettepe Üniversitesi Hematoloji Bölümü yaptı.

Ürün, Sağlık Bakanlığı'ndan ruhsat alırken, Genelkurmay Başkanlığı da kanamayı durduran karışıma dair çalışmaları yakından izliyor.

Özellikle hemofili hastaları için hayati önem taşıyan karışımı, doktor olmayan İbrahim Cahit Fırat isimli bir kişi geliştirdi. Malatyalı olan Fırat, 25 yıldır geleneksel tıp konusunda çalışma yapıyor.

Beş bitkiyi karıştıran Fırat, elde ettiği karışım kanı durdurunca, bunu incelemeleri için Hacettepe Üniversitesi Hematoloji Bölümü'ne götürdü.

Bilimadamları klinik testlerin sonucunda, karışımın bir ağ oluşturarak kanı durdurduğunu teyit etti. Karışım ıslak tampon ve kapsül olarak piyasaya sunulacak.

Kazalarda tıbbi müdahale gelene kadar yaranın üstüne konulan ürün, kanamalı diş tedavilerinde de sonuç verdi. Diş tedavisinde kapsül olarak uygulanan karışımın yan etkisi bulunmuyor.

Bilimadamları temkinli

Ürün henüz bir ilaç değil. Bu nedenle bilimadamları karışımı "ara ürün" olarak tanımlıyor. Ancak karışım şimdiden Sağlık Bakanlığı'ndan ruhsat aldı. Bakanlık ayrıca ürünü ambulanslarda bulundurma kararı aldı.

Çalışmaları Genelkurmay Başkanlığı da yakından izliyor. Genelkurmay, özellikle dağlık bölgelerde çatışmada yaralanan askerlere, tıbbi müdahale yapılana kadar uygulanabilecek bir çözüm olarak görüyor. Genelkurmay Başkanlığı'nın üretici firma ile görüşmeleri sürüyor.

kaynak

15 Eylül 2007

Uzun Göl


Karadeniz Gizemi 2. Dönem 1. Gezisi Uzungöl Tabiat Parkı ve ÖÇK (Özel Çevre Koruma Alanına)
21 EKİM 2007 - Pazar
günü yapılacaktır.

Detaylı bilgi için
Karadeniz Gizemi

14 Ağustos 2007

8 milyon yıllık mikropları dirilttiler

Araştırmacılar, Antarktika’nın döküntülerle kaplı buzullarından aldıkları ve 100 bin ila 8 milyon yıllık 5 buz örneğini laboratuvar ortamında ısıtıp, beslediler ve mikropların yeniden faal hale gelmesini sağladılar

BOSTON - Bilim insanları, Güney Kutbu’nda buz tabakaları arasında sıkışıp kalmış 8 milyon yıllık mikropları laboratuvar ortamında dirilttiler.

ABD’nin New Jersey Rutgers ile Boston üniversiteleri tarafından ortaklaşa yürütülen araştırmada, bilim insanları, Antarktika’nın Beacon ve Mullins vadilerindeki buzulun yüzeyinden 3 ila 5 metre aşağıdan aldıkları buz örneklerindeki bakterileri canlandırırken, 100 bin yıllık buzdan alınan kültürlerin, her yedi günde boyutlarını iki katına çıkardıklarını, buna karşılık 8 milyon yıllık buzdan alınanlarınsa daha yavaş, 30 ila 70 günde bu boyuta ulaştıklarını belirlediler.

Daha genç mikroorganizmaların yaşlı olanlardan daha hızlı büyüdüklerini tespit eden bilim insanları, araştırmalarının bulgularını Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin dergisinde yayınladılar.

Buzda donmuş eski virüs ve mikropların iklim değişikliğinin buzulları eritmesiyle okyanuslara genetik materyal olarak karışabileceğini ortaya koyan araştırmayı yürüten uzmanlar, ancak böyle bir sürecin milyarlarca yıl alacak bir süreç olacağını ve insan yaşamını olumsuz etkilemeyeceğini düşündüklerini belirtiyorlar.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Cumartesi fırlattığı Phoenix uzay aracı da, 9 aylık yolculuğundan sonra, Dünya’daki araştırmaya benzer şekilde, Mars’ın kuzey kutup bölgesindeki donmuş toprak ve buz katmanları arasından numune toplayacak ve yüzeyi analiz edecek.

kaynak

13 Ağustos 2007

6 yeni tür bulundu

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin, şiddet nedeniyle onlarca yıldır girilemeyen doğu kesiminde, aralarında bir yarasa ve iki kurbağa olmak üzere 6 yeni canlı türü bulundu
NEW YORK - Merkezi New York’ta bulunan Doğal Hayatı Koruma Derneği, Ocak ve Mart ayları arasında, Tanganyika gölünün batısındaki ormanda araştırma yapan uzmanların, 6 yeni tür keşfettiklerini açıkladı
Derneğin açıklamasında, 1000 kilometrekarelik bozulmamış bir alanda, deniz seviyesinden 2725 metre yükseklikte yapılan araştırma sonucunda yarasa ve kurbağalarla birlikte bir kemirgen, iki fare ve iki kurbağa türünün ortaya çıkarıldığı belirtildi.
Açıklamada, bölgenin biyolojik açıdan çok zengin olduğu, çok sayıda şempanze, bufalo, fil, leopar ve maymun barındırdığı kaydedildi.

Araştırmacı Andrew Plumptre, çok kısa süre içinde 6 yeni tür bulduklarını, daha fazla zamana sahip olmaları halinde bu sayının artabileceğini söyledi.

kaynak

11 Ağustos 2007

Kadın beyninde daha fazla hücre var

Düşünsel faaliyetler açısından beynin en önemli bölümünü oluşturan gri bölgenin kadınlarda, erkeklere göre daha fazla hücre içerdiği belirlendi.

Beynin yüzeyinde yer alan gri bölge karar verme, kişilik, planlama ve hafıza faaliyetlerinin gerçekleştiği yer olarak biliniyor.

Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki Mc Master Universitesi bilimadamlarının bulgularına göre, kadınların beyninin ön lobunda hücre yoğunluğu, erkeklere oranla yüzde 15 daha fazla.

Araştırma ekibinden Prof Sandtra Witelson bu verilerin, kadın beyninin ön lobunda iletişimin diğer bölgelerden çok daha fazla olduğunu gösterdiğini söylerken, bu fazlalığın daha başka ne anlamlara geldiğinin henüz araştırılmakta olduğunu belirtiyorlar.

21 Aralık 2006

Turkiye’nin en gizemli canlisi icin proje

Avcilik ve yasam ortamlarinin yok edilmesi nedeniyle soyunun tamamen tukendigi dusunulen Anadolu Parsi’nin (Panthera pardus tulliana), son bireylerinin Dogu Toroslar’da yasadigi
tahmin ediliyor.

Doga Dernegi Proje sorumlusu Ozgun Emre Can, "Anadolu Parsinin Kesfi" baslikli bir proje yuruttuklerini soyledi. Can, proje ile Turkiye’nin en gizemli ve efsanevi canlisi Anadolu parsinin yasadigi alanin kesfedilmesi ve neslinin yok olmaktan kurtarilmasinin amaclandigini anlatti. Parsin yasadigi dusunulen alanlarda turun yasam dongusu dikkate alinarak arazi calismalari yapilacagini belirten Ozgun Emre Can, arazi calismalari kapsaminda yorede yasayan insanlarin konu hakkindaki bilgisinin anketler araciligiyla toplanacagini soyledi.

Yapilan arastirmalar isiginda turun goruntulenmesi icin "foto-kapan" ve kamera sistemleri hazirlanacagini ifade eden Can, Anadolu parsinin kesfedildigi alanda, ture zarar vermeyecek calisma sistemi gelistirilerek ilk defa goruntulenecegini bildirdi. Can, proje butcesinin 84 bin 348 YTL oldugunu anlatarak, cekilecek goruntulerle Anadolu parsini tanitici kisa bir film hazirlayacaklarini kaydetti.

20 Aralık 2006

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ/ KEMİK İLİĞİ BANKASI



AMAÇ
Bir tedavi seçeneği olarak başkasından nakil kararı verildiğinde ilk yaklaşım HLA doku grubu diye isimlendirilen vücuttaki bazı moleküllerin uyumunun aile içi (öncelikle kardeşlerde) araştırılmasıdır. Maalesef bu olasılık hastaların %25’inde mümkündür. Geri kalan yani ailesinde HLA doku grubu uygun vericisi olmadığı belirlenen hastalarda başkasından nakil tedavi seçeneğini kullanabilmek için başka vericilere gereksinim vardır. Ancak HLA doku grubu uygun verici bulunabilmesi için bu incelemenin daha önceden yapılmış olması ve hastanın tedavisi için araştırma gerektiğinde çok sayıda HLA doku grubu yapılmış gönüllü verici listesi varlığı gerekmektedir.

HLA doku grubu uygunluğu kişilerin etnik kökenine göre değişmektedir. Dünyadaki gönüllü verici bankalarından verici bulunmasına göre Türk halkından oluşan verici listesi çok daha hızlı uyumlu verici (aynı etnik köken olması ile ilişkili daha yüksek olasılık!) bulunmasına imkan sağlayabilir düşüncesi ile her ülkede olduğu gibi ülkemizde de bir kemik iliği bankası oluşturuldu.
http://www.kemik-iligi.org