Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Nisan 2008

16 Nisan Biyologlar Gününün Önemi

16 Nisan Biyologlar günü münasebetiyle, Biyologlar Birliği Derneği olarak bazı konularda hatırlatmalar yapmayı uygun gördüm.

Değerli meslektaşlarım ve basın mensupları; biyoloji üç temel bilimden biridir. Bu nedenle yok sayılamaz. Son yıllarda kendimizi yeterince anlatamadığımızdan haklı olarak kamuoyu biyologların öneminin farkında değil.

Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde lisans eğitimleri; Viroloji, Bakteriyoloji, Ekoloji, Hidrobiyoloji gibi dallarda verilmektedir. Nitekim, Nobel Bilim Ödülleri`nde fizik, kimya, tıp gibi biyoloji bilimi de ayrı bir kategoride ödüle layık görülmektedir. Oysa ülkemizde ise sadece biyoloji bölümleri bulunmakta ve biyolog olarak mezun olunmaktadır. Bu durum bilimde geri kalmışlığın göstergelerinden biridir. Günümüzde bilimin çok hızlı ilerlemesi çok daha fazla bilgi öğrenmeyi şart koşmaktadır. Bir kişinin biyoloji konusunda her şeyi bilmesi mümkün olmadığından, alt dallarda uzmanlaşması gerekmektedir. Çağımızda bu bir zorunluluktur.

Bilimde gelişen ülkelerde biyologlara verilen önem çok yüksek iken, ülkemizde uygulamadan kaynaklanan tam tersine bir durum mevcuttur. Hala bir biyologun ne iş yapması gerektiği konusunda fikir birliğine varılamamıştır. Biyologların; Aldığı eğitimle ilgisi olmayan konularda görevlendirilmesi de yaygın bir uygulamadır. Genelde sadece laborantlık ve büro görevlerinde çalıştırılmaktadırlar.

Biyoloji bilimi konusunda eğitim alan bu elit personel birçok kamu kurumunda, aldığı eğitimle doğru orantılı konularda görevlendirilmediğinden atıl personel durumuna düşürülmektedir. Bu uygulamayla kurumlarımız ve dolayısıyla halkımız biyologlardan ve bunun sonucu olarak çok değerli biyolojik bilgilerden yeterince istifade edememektedir.

Örneğin; ABD´de bir yerde oluşan gıda zehirlenmesinde sebebini araştıran, bulan ve çözüm getiren komisyonların başında biyologlar bulunmaktadır. Bu işi de doktorlara vermek onların iş güçlerini arttırdığı gibi bazen konuya hâkim de olamayabilirler. Zira doktorun görev sahası hastayı tedavi etmektir.

Ülkemizde istihdam politikası daha sağlıklı yapılabilse ve buna bağlı olarak kişilerin aldığı eğitimlere göre görevlendirmeler yapılabilse daha az sorunla karşılaşılır ve bunun sonucunda problemleri daha kısa sürede çözebiliriz.

Bir biyolog nasıl eczacılık, kimyagerlik yapamaz ise, bu meslek mensupları gibi diğerleri de biyologluk yapamazlar. Çünkü aldığı eğitim ve öğrendiği bilgiler farklıdır. Çağımızda ayrı ayrı gördüğümüz tıp, ziraat mühendisliği, gıda mühendisliği ve veterinerlik gibi bilim dalları biyoloji biliminden doğmuştur. Bir biyolog bu bilimler hakkında bilgi sahibi olabilirken, oysa onlar bir biri hakkında bu bilimlerle ilgili yeterli bilgiye sahip olamazlar.

Biyoloji canlı bilimidir. Tüm canlıları her yönüyle inceler. Buna dünyanın kendiside dâhildir. Bu nedenle biyoloji biliminin önemi bu yüzyılda çok fazla artmıştır. Dünyada küresel ısınma, ekolojik denge, insanın da içinde bulunduğu yaşam döngüleri gibi konular git gide daha da önem kazanmaktadır. Bozulan dengelerin tekrar nasıl sağlanacağı yine biyologların çalışma sahalarından biridir.

Günümüz şartlarında şu gerçeği çok iyi anlamalıyız: Artık biliminin önde giden dalı biyoloji ve insan sağlığıdır. Bu nedenle yurtdışında biyologların önemi her geçen gün daha da çok arttığından, araştırma kaynaklarına geniş olanaklar sunulmaktadır. Bu kişiler faaliyetlerinin karşılığında çalışma sonuçlarını ticari karlı ürünlere çevirerek ülke ekonomilerine çok ciddi katkı yapmaktadırlar. Bizim ülkemiz ise maalesef bu anlayıştan yoksun durumdadır. Bu alanda gereken özen gösterilmediğinden günümüz şartlarında tüm bu bilimsel gelişmelerin sonuçlarını maalesef parayla yurtdışından satın almaktayız. Bu anlayışın sonucu olarak şu soruyu kendimize sormamız gerektiğini düşünüyorum. Paramızı başka ülkelere göndereceğimize, neden kendi araştırma çalışmalarımıza daha fazla imkân sağlayıp buluşlarımızı bizde dünyaya tanıtırken, hem insanlığa hizmet sunup, hem de satarak ekonomik girdi sağlamıyoruz? Biz çok zengin bir ülkemiyiz? Evet, zenginiz. Ama biyolojik zenginlik olarak, insan kaynağı olarak, zeki insanlar olarak. Biz kendi kaynaklarımızı neden yeterince değerlendiremiyoruz?

Ülkemizde üniversitelerden ortalama yılda 3.000 biyolog mezun olmaktadır. Peki; bunların kaçı eğitim gördüğü konularda çalışabilmektedir? Maalesef üzülerek ifade etmeliyim ki onda biri. Diğer hiç bir meslek grubunda bu büyük oran yoktur. Her on kişiden yalnız biri kendi mesleğiyle ilgili çalışabilmektedir. Sebebi ise; bu güne kadar süregelen yanlış istihdam politikalarıdır. Örneğin; 2006 yılında Sağlık Bakanlığı “Özel Hastaneler Yönetmeliği” ´ni yayımladı. Bu yönetmelik öncesi özel hastanelerde çalışabilen biyologların şimdi çalışması engellendi. Önceden çalışanlar da mevcut işinden oldu. Peki; bu kişiler ne yapacak? Bunun için yapılmış bir proje çalışması maalesef yok. Oysa insanlar en verimli, eğitim aldığı konularda çalışır. Sonuçta insanlar yaşamlarını sürdürebilmek ve yaşadığı topluma karşı sorumluluğunu yerine getirebilmek için çalışmak zorundadır.

Biyologların ülkemiz için ne denli önemli olduğunun anlaşılması dileğiyle tüm biyologların bu özel gününü kutlarım.


Gökhan KAVUNCUOĞLU
Genel Sekreter
BİYOLOGLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ

08 Kasım 2007

MUTLULUK VEREN BESINLER

Içinde Endorphin bulunan besinlerin insani mutlu ettigini belirten bilim adamlari, bu maddeyi en çok barindiran besinleri açikladilar.

Çilek: C vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasinda yer alir. Çilek bütün salgi bezlerini çalistirarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandirir. Yüksek tansiyonu düsürür, damarlari temizler. Kansere karsi korur, böbrekte kum ve tas olusmasini önler.

Muz: Kokusuyla bile mutluluk tasiyan tam bir Endorphin deposudur. Kendinizi, güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karsi bire bir. Sinir hastaligi olanlar için her gün yemek arasi saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.

Üzüm: Kirmizi ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde yüzde 20 oraninda diekt olarak kana karisan seker vardir. Bedenen ve zihnen çalisanlar için iyi bir gidadir. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk. sonra yikanirsa cilde dirilik verir.

Portakal: C ve B vitamini açisindan zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalin damarlarin yumusak kalmasini saglar. Vücuttaki direnci artirir. Grip ve nezle olundugunda portakal suyu, seker, sarap karistirilir üzerine sicak su katilir ve içilir. Kanin durulmasina ve temizlenmesine yardimci olur. Hazmi kolaylastirir. Portakal reçeli ise karacigeri çalistirir.

Çikolata: Stresin bir numarali düsmani. Kendinizi kötü hissediyorsaniz hemen bir parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir sey. Bir kalem yemek yeterli, mutluluk hormonu "seratonin" aninda beyinde dolasima çikiyor. Çikolatanin içerdigi "penilatilmanin" insani bulutlara çikariyor. Çikolatada, yesil çay ve sebze meyvelerde bulunan "flavonoid" adli madde bol miktarda vardir. Bu madde kani sulandiriyor, kalp hastaliklari riskini azaltiyor. Çikolata kötü kolesterolün (LDL) okside olarak damar çeperine yapismasini engelliyor. Tipki aspirin gibi kanda pihtilasmanin önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasinda ölüm olayi yemeyenlere kiyasla yüzde 30 daha geç gerçeklesiyor.

Dondurma: Çok yenirse sismanlatiyor, az yenirse mutluluga mutluluk katiyor. Dondurma yaslanmayi önlüyor. 100 gr dondurma ortalama: 135mg kalsiyum 115mg fosfor* 100mg sodyum *160mg potasyum, 25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika'da kisi basina 25 kg., Türkiye'de kisi basina 6 külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,C,D,E vitamini içerir. Çocuklarin saglikli büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kisiler için büyük önem taşiyor. Beslenme uzmanlari dört mevsim tüketilmesini önermektedir.

Makarna: Çok agir soslarda yenilmedigi sürece enerji veren ve mutlu eden besinler arasinda yer aliyor. Hazmi kolaydir. Özellikle sadece salata ile birlikte yenirse sisimanlatmaz

Ekmek: Bugday ekmegi de sikintilari unutturuyor.

Fistik: Yag orani yüksek ama yine de insani mutlu ediyor. Roma Imparatorlugu'nda "Tanri yiyecegi" olarak adlandirilan fistigin kolesterolü düsürdügü ve kalp krizi krizi riskini azalttigi bildirildi. Çocuklar ve sporcular daha fazla yiyebilir. Demir, bakir, selenyum, magnezyum, çinko, potasyum, fosfor gibi minerallerin dogal kaynagi olan bu çerez kalbimizin yani sira, beyin sinir sistemi, kas ve kemiklerimizin dostudur. Tuzsuz olanindan hergün 10-15 adet yenilebilir.

Susam: Dar gelirlilerin bas taci olan simit mutluluga giden yolda önemli bir yere sahiptir. Yag ve protein içerir. Susamdan elde edilen tahin, bal ile karistirilip yenirse bogaz agrisi ve bronsite iyi gelir.

15 Ağustos 2007

Bilgisayar hastalıkları ve önlemenin yolları

Bilgisayar kullanıcıları, belli bir zamandan sonra en sık bel, boyun, baş ağrısı, ellere kramp girme ve gözlerde yaşarma gibi sorunlarla karşılaşabiliyor.
TRABZON - Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Güler, bilgisayar kullanıcılarını uzun bir zaman sonra bekleyen tehlikeler bulunduğunu belirterek, zaman içinde bilgisayarın sağlık düşmanı olabileceğini söyledi.
Çok gelişmiş bir araç olmasına karşın bilgisayarın pek çok zaman sağlığa zararlı olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:
“Bilgisayara veriler klavye ve fare kullanılarak girilir. Çalışma sonuçlarını görmek için sürekli olarak monitöre bakmak gerekir. Üstelik bunları yaparken saatlerce bilgisayar karşısında hareketsiz oturmanız gerekebilir. Böyle olunca bilgisayar kullanırken sağlığınızı korumak için bazı konulara dikkat etmelisiniz. Bazı bilgisayar kullanıcıları yemeği bile unutabilirler. Dünyanın en güzel bilgisayarı sizin olabilir ama doğru şeyleri yapmazsanız en sıradan ve can sıkıcı hastalıklara sahip olabilirsiniz.”

BİLGİSAYAR KARŞISINDA DOĞRU OTURMA BİÇİMİ
Prof. Dr. Güler, bilgisayar kullanırken ilk olarak oturulan koltuğun doğru seçilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Yüksekliği ayarlı, sırt için desteği olan yumuşak minderli ve dayanıklı bir koltuk almalısınız. Sert ve ayarlı olmayan bir koltukta uzun süre oturmak şiddetli bel ve boyun ağrılarına neden olabilir. Koltuk seçiminden sonra eğer yoksa bir bilgisayar masası almalısınız. Normal çalışma masaları çoğu zaman bilgisayarlar için kullanışlı değildir. Örneğin bilgisayar monitörünün gözünüzden biraz aşağıda ve tam karşınızda bulunması gereklidir. Ayrıca klavyenin, dik oturduğunuz zaman kollarınız dirsekten 90 derece kıvrıkken ellerinizle aynı hizada ve tam karşınızda olması gereklidir.”

Bilgisayar kullanırken gereken fare, telefon, printer ve diğer araçların da masa üzerinde kolayca ulaşabilecek yerlerde olması gerektiğini dile getiren Güler, “Bilgisayar kullanırken sık olarak yazı okumanız gerekirse yazıları bir askı ile tam önünüze koyup monitörü biraz yana almalısınız. Monitörünüzün pencereden veya diğer ışık kaynaklarından uzak olması gereklidir. Ayrıca monitörünüzün rezolüsyonunu yazıların kolayca okunacağı bir ayara ve yenileme hızını titreşme olmayacak bir hıza ayarlanması gereklidir” dedi.

BİLEK, DİZ VE DİRSEK KİREÇLENMESİ
Prof. Dr. Güler, parmak, el bileği ve dirseğin bilgisayar kullanırken yaptığı küçük ve tekrarlayıcı hareketlerin özellikle el bileği hizasında bozukluklara neden olabileceğini kaydederek, “Bu hastalık da el bileği içinden geçen sinir ve tendon denilen kasların kemiğe yapıştığı dokular zedelenip sıkışır. Bu durumda elde uyuşukluk ve ağrı, başparmak hareketlerinde ve el sıkma gücünde azalma ortaya çıkar, el becerisi bozulur. Bu rahatsızlığın tedavisi için bir ortopedi uzmanına danışmalısınız” diye konuştu.

GÖZ BOZUKLUKLARI
Uzun süre bilgisayar karşısında çalışmanın gözlerde de bazı rahatsızlıklara neden olabildiğine işaret eden Prof. Dr. Güler, şunları kaydetti:
“Böyle durumlarda en sıklıkla göz çevresi ve başta ağrı, gözlerde yorgunluk hissi, yanma, batma ve kızarıklık görülebilir. Yakınmalar daha çok günde 4-6 saatten fazla bilgisayar karşısında çalışan, özellikle gözlerinde miyop veya astigmatizm kusurları olan kişilerde sık görülür. Bilgisayarla çalışmanın gözlerde kalıcı bir etkiye neden olmadığı bilinmektedir. Fakat gündelik yaşamda pek sorun oluşturmayan astigmatizm gibi kusurlar bilgisayar karşısında rahatsızlıklara neden olabilir. Yanma, batma, kızarıklık, sulanma gibi yakınmalar monitöre bakarak çalışan kişilerde göz kırpma sayısındaki belirgin azalmaya bağlı olabilir.”

Ekranın gözlerden 50-70 santimetre uzakta ve göz hizasından biraz aşağıda bulunmasının yorgunluk yakınmalarının azalmasını sağlayabileceğini ifade eden Güler, “Gözle ilgili yakınmaların azaltılabilmesi için öncelikle iyi bir göz muayenesi yapılmalıdır. Ayrıca çalışma sırasında sık ara vermek ve aralarda örneğin pencereden uzak nesnelere bakmak göz sağlığı açısından önemlidir” dedi.

BEL, BAŞ VE BOYUN AĞRILARI
Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güler, bel, baş ve boyun ağrıları, omuz ve boyun tutulması, boyun ve belde disk zorlanmaları, sırt bölgesinde şekil bozuklukları, eğilmeler, osteoporoz gibi bölgelerde ağrıların oldukça sık görülen rahatsızlıklar olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Hatta iş güç kaybına ve sağlık hizmeti alma açısından şirketlere ve devletlere oldukça büyük yük getirmektedir. Bunların bilgisayar kullanımı ile ilgili olarak sıklıkla uzun süre hareketsiz kalma, stres, uygun olmayan duruş biçimi gibi nedenlerle ortaya çıkarlar. Kas, kemik, sinir ve damarların aşırı gerilme ve uygun olmayan duruş biçimlerine bağlı olarak şekil bozuklukları bu tip hastalıkları yaratabilir. Bu rahatsızlıklar olduğu zaman ihmal etmeden öncelikle bir ortopedi uzmanına muayene olmalısınız.”

BİLGİSAYAR KULLANIRKEN YAPMANIZ GEREKENLER
Prof. Dr. Güler, bilgisayar kullanılırken, bazı hareketlere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bilgisayar karşısında dik olarak oturun. Yazı yazarken klavyedeki tuşlara fazla güçlü olmayan bir biçimde dokunun. Fareyi yumuşak bir biçimde tutun. Kollarınızı ve parmaklarınızı yazma işlemi yapmadığınız zaman dinlendirin. Uzun süreler çalışmayın ve sık sık aralar verin. Çalışma sürenizi planlayın. Her gün belli sürelerle çalışın ve ara verin” diye konuştu.

Uzun süre aynı pozisyonda oturulmaması gerektiğini dile getiren Güler, şunları söyledi:
“Oturduğunuz sandalyenin arkası belinizi destekleyecek şekilde olmalı, bilgisayarınız göz hizasında olmalı, bileğinizi olabildiğince düz bir şekilde tutun. Ayağa kalkın ve sağ elinizle sol omzunuzu sol elinizle sağ omuzunuzu kavrayın. Başınızı kolunuzun aksi yönünde çevirebildiğiniz kadar hareket ettirin. Başlangıçta kendinizi zorlamayın. Gün geçtikçe ve boyun kaslarınız güçlendikçe zaten hareket mesafesi artacaktır. Boynunuzu beşer kez sağa sola öne ve arkaya doğru hareket ettirin. Her iki omuz, dirsek ve el bileği eklemlerini ve parmakları 2-3 saat arayla hareket ettiriniz, açıp kapatın. Oturduğunuz yerden kalkarak ayakta durunuz ve dizlerinizi kırmadan parmaklarınız yere değecek şekilde öne eğilin. Ayrıca sağa sola ve arkaya belden eğilmeye çalışın. Oturduğunuz yerde derin nefes alıp verin. Bu hem gerginliğinizi azaltır, hem de kaslarınızı gevşetir.”

kaynak

02 Mayıs 2007

Hastane Telefon Rehberi

Üzerine tıklarsanız büyük halini görebilirsiniz.








20 Şubat 2007

Beyin kanaması nasıl anlaşılır?

Bir toplantıda, bir hanım düşüyor ve arkadaşlarına bir şeyi olmadığını söylüyor. Tökezlediğini sanıyorlar, üstüne başına çeki düzen verip oturtuyorlar.
Biraz sarsılmış görünüyor ancak akşamın geri kalan kısmını da eğlenerek geçiriyor. Daha sonra kocası tüm dostlarını arayarak eşinin hastaneye kaldırıldığını bildiriyor ve hanım sabaha karşı vefat ediyor.
Teşhis: Beyin kanaması.
Nörolojist'in söylediğine göre böyle bir durumda hasta 3 saatin içinde getirilebilseymiş, durumu düzeltebilirmiş.

Buna göre bir insanın beyin kanaması geçirmekte olduğu nasıl anlaşılır:
1. Tebessüm etmesini isteyin.
2. İki kolunu birden kaldırmasını söyleyin.
3. Basit bir cümle söylemesini isteyin : Bu gün hava güneşli...
Bunlardan birini yapamıyorsa hemen acili arayın.