.jpg)
03 Ekim 2009
Kongre Ayı
.jpg)
22 Ağustos 2009
Çaresizseniz Çare Sizsiniz!

*Medikal ve ilaç firmalarında çalışan biyolog arkadaşlara yönelik bir yeniliği haber vermek istiyorum. Hastaneler alımlarını 3 aylık stoklarla sınırlıyor. Yani artık bir yıllık alımlar gerçekleşemeyecek. Bunlar tabii tıbbi sarf malzeme ve ilaçta söz konusu olacak. Ayrıca 2010 yılı itibariyle il sağlık müdürlükleri tarafından çerçeve sözleşmesi yapılacak yani bu da demek ki yeterlilik alan firmalar arasında hastaneler ihtiyaçları oldukça fiyat isteyip kısa sürede alımları gerçekleştirecek. Yani ihaleye itiraz, ödeme süresinin uzaması gibi sorunlar oluşmayacak.
*Sağlık Bakanlığı ve Telekomun yaptığı anlaşma ile Erzurum ve Kayseri pilot il seçilerek Merkezi Hastane Randevu Sistemi başlatılıyor. "Alo 184" çağrı merkezinin 15 ay sürmesi planlanan pilot projede çağrı merkezinin hastaların önceden randevu almasını ve hastanelerde beklemeyi azaltmak için hedefleniyor.
*Boyun cerrahisi için pozisyon veren yastık geliştiren Doç. Dr. Ali Doğan Bozdağ ile görüştüm. Sürekli yenilikler bulan hocam, her görüştüğümde yeni bir çalışmadan söz ediyor.
*Son olarakta Prof. Dr. Özkan Erel'in biyokimya alanında keşifler yaptığından söz etmek istiyorum. Dünya'da ilk kez bulunan kitlerin sahibi.
Yapılan çalışmalar başarının açmayacağını düşündüğümüz kayanın üzerinde bile açabileceğine ne güzel örnekler var... Dilerim herkes alanında böyle güzel çalışmalar geliştirir. "Çaresizseniz Çare Sizsiniz" sözüne ne de güzel örnek teşkil ediyor.
Sağlıcakla Kalın
22 Temmuz 2009
Sezarın Hakkı Sezara Verilmeli!
Geçtiğimiz günlerde Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan bir laboratuarın sessiz sedasız kendi halinde işleyişine şahit oldum. Her ne kadar TUS sınavına artık alınamasakta ki, 2 defa TUS'a girmiş biri olarak. Bu sınava hazırlanmak bile inanın çok farklı. Hayattan uzaklaşıp günlük minimum 12 saat ders çalışmanız gerekiyor. Zaten bize verilen kadroda sadece 3 büyük ilde ve devlet hastanelerinde, yani kadromuzda çok az sayıda. Bu sebepten demem o ki aslında sınavlara alınmasakta laboratuarlar bize emanet! Zaten hastanede çalışan hangi biyolog ile görüşsem ortak kanı, teknisyenlerin yaptığı işi yapıyoruz oluyor. Sakın teknisyenlerin işini beğenmediğimi filan düşünmeyin. Biz okulda "Bilim insanı" olarak eğitim alıyoruz. Sadece insan değil tüm canlıları derinlemesine inceliyoruz. Sorguluyoruz, araştırma yapmanın yollarını öğreniyoruz. Okul bittiğinde de sudan çıkmış balık misali çalışma yapabilmek için balığın can çekişmelerinin başka versiyonunu yaşıyoruz. İşimizi yapabilmek için can hıraç uğraşıyoruz. Ama sonuçta bize söylenenler keşke daha az puan alıp hemşire olsaydınız oluyor ya da iş alanı çok ama yok şeklinde nitelendiriliyor. Peki sormak istiyorum, neden iş alanı yokta bu kadar çok Biyoloji Bölümü var? Madem iş alanlarını bir bir ellerinden alınan biz biyologların bu kadar çok mezun verilmesinin önüne geçilmeli. Çözüm sunmaksa niyetleri bu kadar çok mezun veren bir bölümün önünü açmaları ve bu zorluklardan kurtarmaları.
Katıldığım bir toplantıda Doğa Tarihi Müzesinden söz edildiği gibi: Eğer bulunduğunuz coğrafyanın ekolojisini bilmiyorsanız. Ne doğal zenginliklerini kurtarabilirsiniz ne de salgın hastalıkların önüne geçilmesi için biyolojik mücadele de yer alabilirsiniz. Kısaca Sezarın hakkı Sezara verilmeli!! Biyologların iş sahaları belirlenerek mezun biyologların hayatı karartılmamalı!
25 Haziran 2009
Bodrum'dan...

Merhabalar,
Bu satırları izinde olduğum günlerde yazıyorum, malum yılda çıkılan bir hafta tatilde de çalışmak yerine dinlenmeye zaman ayırmak olarak gördüğüm Bodrum sahillerinde hamak, şipişdik terlikler ve Elif Şafak'ın "Aşk" kitabı ile beraber geçiriyorum. Şu anda kulağıma gelen oryantel müzik eşliğinde klavyemde uyum gösteriyor.
Doğanın içinde kuşlara yem atarken karıncaları da ihmal etmiyorum. Malum genelde sağlık üzerine çalışmaları takip etsemde böyle ortamlarda doğayı gözlemlememek büyük haksızlık olurdu! İşte ben de bu sebepten etrafımda gördüğüm her şeyi inceliyorum.Bir böceğin ki türünü hala bulamadım. Ön çekmenlerinin farklı yapısı, karıncaları avlarken ki beklemesi ve maksilla ve mandibula hareketlerinin şaşırtıcı hareketleri sonunda karınca yuvasından iki karınca ile ayrılışı görülmeye değer bir görüntüydü doğrusu.Kitabın satırlarına daldığımda dünyadan kopuyorum, burnuma gelen deniz kokusu ve dalgaların sesiyle başka alemlere gidiyorum. Kulağıma taktığım kulaklığımdan yunan ezgileri dinliyorum, kıvrak ve bir o kadar hareketli. Latin, fransız melodilerini seven ben şimdilerde yunan ezgilerine de sıcak bakmaya başladım. Farklı çiçek türlerini görmekte ayrı güzel, zakkumlar, nilüfer çiçeğine benzeyen kavuçuk ağacığının çiçeği ve daha niceleri...

Bodrum Kalesini gezdim mesela, sadece güneş karşısında yatmak değil tatil benim literatürümde. Çevreye duyarsız kalmamak gerekiyor. Hayranlıkla gezdiğim Kale tam bir sanat eseri. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesini de içinde barındıran Kale'de farklı kültürlerden de eserler bulma imkanı var. Gemi maketleri benim en çok ilgimi çeken ögelerin başında geliyor. Bu arada Müze Kart almadıysanız hemen edinin çok işinize yarıyor. Böylece ücretsiz müze ziyaretleri başka bir güzellik katıyor tatilinize.
Güzel Bodrum ikindi vaktinden kocaman sevgiler gönderiyorum
25 Mayıs 2009
Biyoloji okumak isteyenlere
.jpg)
Bu ay birçok toplantıya katıldım, birçok insanla tanıştım ama benim yazacaklarım ayın sonuna doğru geldikçe netleşti. 21-24Mayıs tarihleri arasında Ankara Medika 2009 Fuarı'nda yer aldım. Beklediğimin altında ziyaretçi sayısının olmasına karşın, yapılan panel ile fuar kendi adıma gerçekten güzel geçti. Fuar ile aynı tarihler arasında TÜBİTAK okul yarışmasına katıl gençlerle de tanışma fırsatı buldum. Uzun saatlerini yaptıkları araştırmaya ayırıp, stant kurup projelerini anlatışlarını görmenizi isterdim. Işıkla bakan gözlerden başarı fışkırıyordu. Projelerini dinledğim öğrencilerin daha üniversiteye gitmeden yaptıklarını tanıtma isteği beni çok mutlu etti.Üniversitede hangi bölümü istediklerini sorduğumda birçoğu Genetik veya Moleküle Biyoloji cevabını aldım. Duyduğum cevap karşısında sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Öğrencileri yanlış yönlendirip ilerde hayallerinin yıkılmasını da istemediğim için biraz sohbet ettim. Zaten gelen maillerle de Biyoloji okumayı isteyem öğrencilerin sizce yaalım mı sorularına nasıl cevap vereceğimi bilemediğimde yaşadığım çelişkideki gibi kaldım....

Biyoloji okunası bölümlerden hem de çok güzel bilgiler elde ediyorsunuz. Her ne kadar verilen eğitimin yetersizliğinden dert yansam da yine de hakkını verdiğinizde gerçekten çok umut vaadediyor. Ancak işte o ancaktan sonrası malesef tesbih gibi dizliyor ardı sıra olumsuzluklar. Üniversitelerde bile öğrenciler bu kadar araştırma yapmazken ortaokul ve lise öğrencileri beni hayrete düşürdüler. Acaba üniversitede mi birşeyler yanlış gidiyorda bu kadar hevesle çalışan öğrenciler sonrasında hayal kırıklıkları yaşıyorlar. Olmayan kadrolar, değeri bilinmeyen bilim adamları, maaş sıkıntısı çeken öğretim görevlilier, gerekli araştırma kaynağı bulamayan bölümler... işte bunlar acı gerçekler malesef hem de en acısı.
Bölüm seçme konusunda hayallerini çok yüksek tutan ve evet ben tüm zorlukları aşarak bilim insanı olacağım diyen öğrenciler buyrun maratona hazırsınız diyebilirim....
Onkoloji toplantısına katıldığımda kök hücre çalışmaları beni mutlu etti. Çalışmaları süren proje dahilinde yeni bir sistem oluşturulacak ve kemik iliği nakil işlemleri kolaylıkla gerçekleşir hale gelecek.
Ankara Tıp Biyokimye Günleri'nde de verilen eğitimin standart hale gelmesinin yanı sıra asistan karnelerinin de oluşturulması üzerinde duruldu.
Son olarak Ankara Dünya Göz açılışına katıldım ve 2 saat Başbakanı bekledikten sonra açılış gerçekleştirildi.
Bu ay aslında yazacak çok toplantım, söyleyecek çok sözüm vardı ancak, iş eğitime gelince kararsız gençliği yanlış yönlendirmek istemediğim için özellikle Biyoloji üzerinde durdum. Dilerim iyi düşünerek karar verirsiniz.
Umut dolu bakan bir nesil dileğiyle...
23 Nisan 2009
23 Nisan'dan güzel anılar
Bu ay benim için çok yoğun toplantılarla geçti. DAS Kongresine katıldım. Tüm kongre boyunca çok faydalı bilgiler edindim. Hastanelerin dezenfeksiyon ve sterilizasyonunun ne derece önem taşıdığını , hastane enfeksiyonlarının engellenmesi için olmazsa olmaz olduğunu öğrendim. Hatta tren vagonları gibi düşünürsek konuyu, antibiyotik kullanımının azalmasına kadar uzanan bir yolculuk olduğunu farkettim. Kongrede öğrendiğim başka bir konuda hastanelerde kullanılan dezenfeksiyon ürünlerinin seçimindeki hatalar oldu. Meğer neler oluyormuş bilmediğimiz diye geçirdim, konuşmaları dinlerken.
TOD tarafında Ankara'da gerçekleştirilen Nisan kursunun bu yıl ki konusu "Katarakt" oldu. Toplantı başkanı ile yaptığım söyleşide katarakttan korunma yolunun olmadığını ancak tedavi sürecinde ameliyatın şart olduğunu öğrendim.Dilerim korunma yolları bir an önce bulunur, çok zor bir hastalık. Ama sevindirici olan teknolojinin gelişmesiyle paralel olarak tedavi yöntemleri de sevindirici sonuçlar veriyor.
Hepatoloji size ne anlatıyor! Karaciğer hastalıklarını konu alan bir bölüm olduğunu, bunun içerisinde de karaciğer hastalıklarının tartışıldığını yeni öğrendim. İlginç olan ise bu alanda yapılan tedavilerin birkaç branşı içine aldığıydı.Yani karaciğer deyip geçmemek gerekiyor, her yıl bu alanda kongre ve sempozyumlar düzenleniyor.Tedaviler tartışılarak doğru sonuç bulunmaya çalışılıyor.
Hastanelere yaptığım ziyaretlerde ne gibi eksiklikler olduğunu farkediyorum. Hatta artık hastaneyi dolaştığımda ne gibi eksiklikler olduğunu söylenmeden anlıyorum. Yapılan hatalı davranışlar gözümden kaçmıyor. Özellikle devlet hastanelerinde tedavi gören insanların yaşadığı zorlukların sona ermesini istiyorum. Kuyruklara çözümler gelmeye başladı, internetten randevu, telefonla randevu veya hastanede sıra almak gibi çözümler getiriliyor. Sonra laboratuar sonuçlarının alınmasındaki zorluklar vardı. Bu konuda meslektaşlarım daha iyi bilirler. Sıralar uzayıp gidiyordu, bazı hastaneler bu konuda da hastaya yardımcı çözümler sunuyor. Muayene olduğunuz hekim size sonucu söylüyor. Bunun dışında hemşire çağrı sistemlerinin gelmeside hastalar için sevindirici bir durum oldu. Dijital röntgenlerin gelmesiyle film sorunu da kalmıyor, böylece oluşturulan arşiv ile hastanın geçmişte geçirdiği rahatzılıklara göre de tedvailer şekillenmeye başlayacak. Hatta aile hekimliği ile bu daha da farklı boyut kazanacak.
Son dönemlerde başhekimlerin daha duyarlı davrandığını görmek çok sevindirici. Empati kurarak yapılan işler daha verimli sonuç veriyor. İmkanların zorlanarak hizmetin sunulması çok sevindirici. Dilerim hastanelerin tümünde gelişmeler hep yüz güldürücü olur. Hep gülen yüzlerle karşılaşmak dileğiyle...
20 Mart 2009
TÜYAP İzlenimlerim...
Yoğunluk içerisinde geçen günlerde yorgunluğu işlemeyi düşündüm aslında. Koştumaca içerisinde bir ay nasıl geçti anlayamadım bile. Geriye bir dolu yenilikler kaldı, paylaşılmak üzere not edildi deftere... 5-9 Mart tarihleri arasında TÜYAP Expomed Labtek 2009 Fuarına katıldım. Fuarın açılışından son gününe kadar bulunduğum tıp fuarında, ülkemizde hatırı sayılır tüm medikal firmalar yerlerini almışlardı. Bu tip fuarların çok faydalı yönleri var, öncelikle sektör hakkında bilgi sahbi olma imkanı yakalıyorsunuz, sonra yenilikleri öğreniyorsunuz. Ama eksik olan şey tanıtımdan kaynaklanıyor. Bir de isteyen tüm sağlık çalışanları katılabilmeli. Böyle olduğunda çok daha faydalı olur bence, gerçi hastanelerde gerekli birimlere iletiliyor ve genelde satın alma, hastane müdürü ve başhekimler ziyaret ediyorlar ki firmaların hedef kitleleri de zaten onlar.
Fuardan bir dolu yenilikle karşılaştım, şaşırdığım çok şey oldu. Ya da hayatımda ne işe yereyacağını hiç duymadığım cihazlarla karşılaştım. Birçok kişi ile tanıştım, en güzeli de geçen sene karşılaştığım bir bayan ile bu yıl karşılaştığımızda hatırlamama olan sevinciydi. Hatırlanmak ne de güzel bir duygu anladım. Kısa notlarımı eklemek istiyorum yenilikleri paylaşmak adına:
*Boyunlukların yeni modelleri çıkmış kişilerin boyunlarına özel tasarlanıyor. Çocuklara uygun boyunluklarda yapılmış.Böylece daha rahat edilebilecek, çeneyi zorlamayacak.
*Laboratuar tüplerinin üzerine etiketi otomatik yapıştıran bir alet çıkarılmış, yanlışlıkları önlemek için çok kullanışlı. Siz tüpleri alıp, hemen kan alabilirsiniz, işte bu kadar basit.
*Hastanelerde tek kullanımlık kıyafet dönemi başlıyor. Yakında her yerde görmeye başlayacaksınız.
*6 motorlu yataklar üretildi, 6 noktadan çalıştırılıyor. Bu sayede uzun süre yatan hastalar daha rahat edebilecek.
*Uzun süreli operasyonlardan sonra hastalarda sıklıkla karşılaşılan emboliye önlem olarak antikoagulan kullanılması gerekliliği üzerine sohbet ettiğim Prof. Dr. İsmail Savaş, acil servise gelen hastalarda yan ve göğüs ağrısı olanlarda ilk akla infarktüs geldiği ancak embolinin atlandığını söyledi. Sizde de uzun dönem hareketsizlik olduğunda nefes almanızda zorluk, göğüs ağrısı gibi şikayetlerde, hekimlerin aklına gelmeyen soruyu siz sorun "Emboli olabilir mi" diye.
*Sağlık çalışanlarına açılan davalar ile gündeme gelen Malpraktis hakkında bilgi aldığım Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı, sağlık çalışanlarının son dönemlerde yüksek rakamlarda ceza ödediğini söyledi. Bu konu hakkında sürekli seminerler ve bilgilendirme toplantıları düzenlediklerini iletti. Sağlık çalışanı arkadaşlar haklarınızı lütfen iyi öğrenin.
16 Nisan Biyologlar Günü olarak kutlanmaya başlanmasının mutluluğu ayrı güzel. Ancak bugüne özel bir tören yapılmıyor malesef. Hatta birçok insan "Biyolog" kelimesinin anlamını bilmiyor bile. Bu bağlamda, hem iş statümüzü hem de adımızı duyurmak adına derginin olması, sitemizin takip edilmesi, derneklerimizin bu anlamda çalışma yapması mutluluk verici bir durum. Günümüz kutlu olsun...
Dilerim paylaştıklarım sizlerinde işine yarar. Bana missbiyolog@yahoo.com adresinden düşüncelerinizi, merak ettiklerinizi yazabilirsiniz. Paylaşmak aslolan öyle değil mi...
Sevgiyle kalın...
11 Şubat 2009
Neden Muz Yaprağı
Bu sayıdan itibaren artık sizlerle bu köşede olacağım. Şimdi bu nasıl bir köşe ismi diyebilirsiniz. İşte öncelikle bu sorunun yanıtını vererek başlamak istedim sözlerime. Muz yaprağının karakteristik bir özelliği vardır, çok büyüktür ve gerektiğinde çanak gibi kullanılabilir. Yani yaprak içerisinde yemek yiyebilirisiniz. Bir gün ıssız bir adada tek başına olduğunuzda tabak olarak kullanabileceğiniz doğanın bir armağınıdır. Düğünlerde hep hediye bilezik olacak değil ya, bu kez doğadan, çifte tabak takımı şeklinde de bir armağan olarak düşünebilirsiniz.
Her ay bu köşede bu tabakla farklı lezzetlerde yazıları paylaşacağım. Genelde sağlık olacak içerisinde arada da gözlemlerim arada kızdıklarım ama bolca bilgi bulacaksınız. İşte paylaşmanın gücü diyerek hep birlikte her ay sizlerle öğrendiklerimi satırlarla sunacağım. Bazen sizin görüşlerinizden çıkartıklarımı da ekleyeceğim. Şimdiden söyleyeyim. Zamanla daha da farklı düşüncelerimde olacak yani süprizlerle dolu bir yaprak bulacaksınız.
Sürekli toplantılara katılıyorum. Yeni insanlarla tanışıyorum, yeni bilgiler öğreniyorum. Bu bilgileri paylaşmadıktan sonra benim için hiç bir anlamı olmadığına karar verdim ve paylaşayım istedim.
Öncelikle meslektaşlarıma çok kızıyorum! Neden mi? Çünkü herkes işe girdikten sonra bana ne diye düşünmeye başlıyor, bir olmadığımız içinde hakkımız yeniyor ki yenmeye de devam edecek. Atamalarda bize nerdeysse hiç kadro ayrılmıyor, başımızın gözümüzün fitresi olsun dercesine 30 ile kalıyoruz ki ona da atanınca bir daha sesini çıkartma, otur oturduğun yerde başka hastane filan isteme ile öyle susup oturuyoruz. Bunun için Derneklere üye olmazsanız yakında şu anki çalıştığınız işlerde çalışma hakkınızda elinizden gidecek diyebilirim ki farklı bölümlerde master hakkımızda elimizden alınmaya çalışılıyor. Artık o uzun zamandır uyunan uykudan uyansanız iyi olur diyorum!
O kadar toplantı dedim işte size sıcacık fırından yeni çıkmış ve herkesin gözünden kaçan bir bilgi. Akromegali hastalığı, hipofiz bezinden fazlaca salgılanan büyüme hormonu ki biz buna growth hormonu diyoruz. Bu hormon bluğ çağı bitmeden fazla salgılandığında devlik denilen hastalık ile karşılaşılıyor. Ben büyüdüm kurtuldum bana bir şey olmaz demeyin! Çünkü 40-50 yaş arasında da bu hastalıkla karşılaşanların teşhisi malesef ki konamayabiliyor. Nefes alımda zorlanma, uyku apnesi, aşırı terleme, giderek irileşme, kıyafetlerin olmaması, yüzde, el ve ayaklarda irileşme gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Ama birçok kişi tarafından akla gelmediği için yanlış tedaviye maruz kalınıyor. Bu tip yanlış müdahalelere maruz kalmış ve iki yanlış operasyon geçirmesine rağmen tedavi olamamış biriyle tanıştım. Etrafınızda gittikçe büyüyen ki bunlara obez diye bakmayın obezite ile alakası yok, çok fazla terleyen, kıyafetleri 6 ay gibi sürede olmayan, ayakkabı numarası gittikçe büyüyen ve alnında, çenesinde öne doğru çıkıntılar oluşan kişilere uyarıda bulunun. Bu durum hipofizde oluşan adenomların habercisi olabilir. Doğru Endokrinoloji bölümüne gitsinler!
Ankaralılara bir müjde vereyim Mart ayında Dünyagöz hastanesi açılmadan önce Kızılay Meydanında Tır ile ücretsiz muayene imkanı sunulacak.Türkiye'nin en büyük göz hastanesi ünvanını taşıyacak olan hastanede bir muayenenin 1,5 saat olduğunu öğrenince insanın beni tutmayın bırakın gideyim şımarsın gözlerim, onlarında hakkı var diyesi geliyor.
Son olarak ilk köşemi yazmamın heyecanını atlatırken bir söz ile tamamlamak istedim; "40 kuyuyu 1 metre kazacağıma 1 kuyuyu 40 metre kazmayı tercih ederim."
Sevgiyle Kalın
.jpg)
