11 Ağustos 2007

Kadın beyninde daha fazla hücre var

Düşünsel faaliyetler açısından beynin en önemli bölümünü oluşturan gri bölgenin kadınlarda, erkeklere göre daha fazla hücre içerdiği belirlendi.

Beynin yüzeyinde yer alan gri bölge karar verme, kişilik, planlama ve hafıza faaliyetlerinin gerçekleştiği yer olarak biliniyor.

Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki Mc Master Universitesi bilimadamlarının bulgularına göre, kadınların beyninin ön lobunda hücre yoğunluğu, erkeklere oranla yüzde 15 daha fazla.

Araştırma ekibinden Prof Sandtra Witelson bu verilerin, kadın beyninin ön lobunda iletişimin diğer bölgelerden çok daha fazla olduğunu gösterdiğini söylerken, bu fazlalığın daha başka ne anlamlara geldiğinin henüz araştırılmakta olduğunu belirtiyorlar.

06 Ağustos 2007

Grip Nedir?

Grip, burun, bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana gelen, Influenza A, Influenza B ve Influenza C virüslerinin neden olduğu yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur. 1-2 hafta içinde hastalar genellikle iyileşirler ancak etkileri haftalarca devam edebilir. Bazı hastalardaysa hayatı tehdit edici komplikasyonlar (zatürre gibi) gelişebilir.

Sonbahar ve Kış aylarında görülür. En fazla görüldüğü yaptığı aylar Ekim - Mart aylarıdır. Grip son derece ciddi bir hastalık olup, en fazla görüldüğü kış mevsiminin en şiddetli hastalıklarından biridir. İşgücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete yol açan hastalıkların başında yer almaktadır


Soğukalgınlığı Nedir?

Soğuk algınlığı sonucu oluşan enfeksiyonlarda etken %90 virüslerdir. Soğuk algınlığına neden olan 200 kadar değişik virüs tanımlanmıştır.

En sık görülen virüsler,
Rhinovirus %15-40
Coronavirüsler %10-20
Parainfluenza Virüsü %5-10
Respiratuar Sinsisyal Virüs %6
Soğukalgınlığı kişiden kişiye bulaşır. Başlangıçda bu bulaşmanın "damlacık enfeksiyonu" ile yani aksırma, öksürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaydı. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virusu almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de nazal (ağız-burun) mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündedir. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıdır.

Yapılan araştırmalar havanın soğukluğunun soğuk algınlığı hastalığının başlaması ve seyretmesi ile ilişkili olmadığını göstermiştir. Üstelik bu araştırmalara göre psikolojik stres, üst solunum yollarını etkilleyen alerjiler ve adet dönemlerinin hastalığa yakalanma riskini artırdıkları saptanmıştır.

Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir.

Soğuk algınlığında,
Soğuk algınlığı tanısını koyup var olan belirtileri belirlenmelidir.
Belirtilere göre tedavi yapılmalıdır.

Belirtiler nelerdir ?

Ateş
Baş ağrısı
Eklem ve kas ağrısı
Yorgunluk hissi,
Akan ya da dolu burun
Hapşırma
Boğaz ağrısı
Göğüs doluluğu

Ne Yapmalı ?

Aşağıdaki durumlardan herhangi birinin görülmesi halinde ve belirtilerin geçmemesi durumunda mutlaka doktora başvurmak gerekmektedir.
39 C'yi geçen ateş
Sürekli yada çok kıvamlı balgam üreten öksürük
Nefes alırken ağrı
Devamlı kulak ağrısı
Şişmiş lenf bezleri
Yutkunurken zorlanma
---
alıntıdır

01 Ağustos 2007

FAKTOR V Leiden Mutasyonu

Faktör V kan koagülasyon sistemindeki en önemli proteinlerden biridir. Faktör V aktive edilmis protein C (APC) 'nin kofaktörü olarak fonksiyon yapar. APC ile birlikte Faktör Vllla'yi inaktive eder ve ayrıca Faktör V' in kendi aktive formu protrombinin proteolitik aktivasyonunda kofaktör olarak rol oynar ve protrombin trombine dönüstürülür. Aktive edilmis protein C rezistansına (APCR) yol açan FV Leiden mutasyonu trombofilinin en sik görülen genetik nedenidir. Venöz thromboz vakalarının %95'ine yakınında görülür ve trombofili kanser hastalarinda ciddi komplikasyonlara neden olur.

Faktör V kan koagülasyon sistemindeki en önemli proteinlerden biridir. Faktör V aktive edilmis protein C (APC) 'nin kofaktörü olarak fonksiyon yapar. APC ile birlikte Faktör Vllla'yi inaktive eder ve ayrıca Faktör V' in kendi aktive formu protrombinin proteolitik aktivasyonunda kofaktör olarak rol oynar ve protrombin trombine dönüstürülür. Aktive edilmis protein C rezistansına (APCR) yol açan FV Leiden mutasyonu trombofilinin en sik görülen genetik nedenidir. Venöz thromboz vakalarının %95'ine yakınında görülür ve trombofili kanser hastalarinda ciddi komplikasyonlara neden olur.


Aktive edilmis protein C, FVa ve FVllla'yı inaktive ederek kanın pıhtılasmasını düzenleyen bir serin proteaz enzimidir. APC, FVa proteinini 679, 506 ve 306'daki arginin bölgelerinden keserek inaktive eder. FVa ilk önce 506'dan daha sonra 306'dan kesilerek inaktive olur. Fakat FV Leiden mutasyonu 1691. nükleotid G' nin A' ya dönüşmesine sebep olur. Bu da 506 Argininin Glysin olmasıyla sonuçlanır. Böylece 506'daki kesim engellenmis olur. Mutant FV yine 306'dan kesilmesiyle inaktive olabilir fakat bu durum yaklasik 10 kat daha yavastır. Böylece Faktör V molekülü proteolitik inaktivasyona resistant olur. Bu durum thrombin generasyonunda yükselmeye ve hiperkoagülasyon durumuna sebebiyet verir, FV progeagulant olmaya devam eder. FV Leiden heterozigot bireyler de thrombosis riski 5-10 kat homozigot bireylerde ise risk 50-100 kat artar. Aktive edilmis Protein C rezistansının normal bireylerdeki insidansı %3-5 iken thrombosis öyküsü olan hastalarda %50 civarindadir.


Faktör V Leiden mutasyonu otozomal dominant olarak kuşaktan kuşağa iletilir ve bu patolojinin frekansı toplumlar arasında değişiklik gösterir. Türk toplumunda taşıyıcılık orani yaklasik %9 dur. Bu nedenle trombofili için yüksek risk grubunu oluşturan bireylerin taranmasi oldukca önemlidir. Böyle bir mutasyon için heterozigot bireylerde cerrahi girisim sonrasında, kadınlarda oral kontraseptif kullanımı sırasında ve postpartum döneminde DVT görülme riski arttığı saptanmıştır. Faktör V leiden mutasyonunu taramak için yapilan bir kaç test vardir. Bunlar plasma APC rezistansını ölçmeye dayanır. Bu testlerde plazma pıhtılasma zamanı [prothrombin time (PT), aktive edilmiş parçalı thromboplastin süresi(APTT), Xa-pıhtılasma zamani gibi] APC nin varlığında ve yokluğunda ölçülür. Fakat bu testlerin sensitivitesi ve spesifitesi büyük ölçüde değişiklik gösterir.



Test sonuçlari kullanılan kimyasallar ve ilaçlarla büyük sapmalar gösterir. Mesela oral kontraseptif kullanımı, lupus anticoagulantların varlığı veya kan pulcuklari test sonuçlarını etkiler. Bu durum özellikle Faktor V tasıyıcılarını tespit etmede hatalı sonuçlara neden olabilir. Bazı testler her hastaya uygulanamayabilir. Mesela oral anticoagulant terapi uygulanan kişilere belli testler uygulanamaz. Çünkü bu terapi plazmadaki faktör II ve X konsantrasyonlarını düşürür ve bu da plazmanın APC'ye olan sensitivitesini arttırırarak yanlış sonuçlara sebebiyet verir.



Test sonuçlari (+) pozitif olan insanlar icin mutlaka DNA analiz testi uygulanmalıdır, çünkü normal değerler ve tasıyıcıların değerleri aynı bulunabilir ve bu yüzden yanlış teşhis konulabilir. Bu da cok büyük hatalara sebebiyet verebilir. DNA analiz tekniği ile Faktor V genindeki G1691A mutasyonu direk olarak incelenir ve kesin sonuç verilir. Klasik plazma testleri eğer (+) pozitif ise sonuç mutlaka DNA testi ile doğrulanmalıdır.


Tablo I. Venous thrombosis riskini yükselten faktörler


I. Çevresel faktörler:

a)Cerrahi müdaheleler (ortopedi, gögüs ve karin, genitoüriner sistem ameliyatlari)
b) kanser (pankeas,akciger, over, testis, üriner sistem, göğüs ve mide kanserleri)
c) Travmalar (omurga, pelvis, femur ve tibia travmaları)
d) İmmobilizasyon
e) Atherosclerotik vasküler hastalıklar
f) Gebelik
g) Östrojen kullanimi
h) Şişmanlık
i) Behçet hastalığı, sistemik lupus eritamatozis, marfan hastalığı, homocysteinuria
j) Derin ven trombozu öyküsü olanlar


II.Genetik Faktörler

a) Antithrombin III eksikliği
b) Protein C eksikliği
c) Protein S eksikliği
d) APCR

kaynak

28 Temmuz 2007

Green Peace Nedir?


Greenpeace Avrupa, Amerika, Asya ve Pasifik'te 40 ülkedeki varlığıyla kar amacı gütmeyen bir çevre kuruluşudur.

1971'den bu yana dünyanın dört bir yanında çevre katliamlarına karşı güçlü bir mücadele veren Greenpeace, çalışmalarını bağımsız olarak sürdürmek için devletlerden, şirketlerden ya da siyasi partilerden bağış ve sponsorluk kabul etmez; tüm çalışmalarının kaynağını sadece bireylerden aldığı maddi ve manevi destek oluşturur.
Greenpeace, gezegenimizi yaşanmaz hale getiren çevre suçlarına şiddet içermeyen doğrudan eylemlerle tanıklık eder ve bunları basın aracılığıyla gündeme getirir.

Çevre mücadelesi sabır ve kararlılık ister. Hedefler genellikle uzun vadede gerçekleştirilebilecek türdendir ve ancak kamuoyu desteğiyle başarıya ulaşabilir. Greenpeace eylemcilerini arada bir ortaya çıkıp ortalığı karıştıran bir grup maceracı olarak görenler de vardır kuşkusuz. Oysa her eylem, uzun ve yoğun araştırmalara ve çalışmalara dayanır.

Greenpeace, bilimsel verilere dayanan kampanyalar yürütür.

Çevreye karşı işlenen bir suça tanıklık etmek, kamuoyunun dikkatini çekerek suçu işleyenler üzerinde baskı oluşturmak amacıyla yapılan barışçıl eylemler; sabırla yapılan analizler, raporlar, basın açıklamaları, yetkililerle görüşmeleri içeren tüm çalışmaların 'vitrini'dir yalnızca...

Greenpeace ayrıca, uluslararası anlaşmalara lobi etkinlikleriyle ağırlığını koyan, taslaklar öneren ve kabul ettirebilen az sayıdaki yetkin çevre örgütünden birisidir.

Greenpeace'in şu anda 24 ulusal ve 4 bölgesel ofisi ve bu ofislerin yaptığı çalışmaları olanaklı kılan 101 ülkede 2 milyon 800 bin destekçisi vardır.

Küresel bir örgüt olarak Greenpeace, dünya üzerindeki en kritik konular üzerinde çalışmalar yürütüyor:

- Okyanuslar ve yaşlı ormanların korunması,
- İklim değişikliğini durdurabilmek için fosil yakıtların kademeli olarak sonlandırılması ve yenilenebilir enerjilerin teşvik edilmesi,
- Nükleer silahlanma ve nükleer kirliliğe son verilmesi,
- Zehirli kimyasalların ortadan kaldırılması,
- Genleri ile oynanmış organizmaların doğaya bırakılmasının önlenmesi.

24 Temmuz 2007

Karıncanın zekası şaşırtıyor

"Hayvan Davranışı" adlı ihtisas dergisinin son sayısında yayınlanan araştırma, kolonideki bazı karıncaların, yoldaki çukurları kendi bedenlerini kullanarak doldurmayı görev edindiğini gösterdi. İngiliz Bristol üniversitesinden biyolog Scott Powell ve Nigel Franks'in çalışmasına göre, "yolun yüzeyinde yapılan değişiklikler, ganimet taşıyan karıncaların son sürat yuvaya dönmelerini sağlıyor."
Araştırmacılara göre, "E. burchellii" kolonilerinde birey sayısı 700 bini bulabiliyor. Karıncaların üçte biri her gün ya da iki günde bir yiyecek bulmaya çıkıyor. Bu tropikal karınca türünün üyelerinin boyları ilginç şekilde birbirlerinin beş katına kadar çıkıyor. Araştırmacılar, sadece ortaya çıkan çukur büyüklüğünde gövdeye sahip olan hayvanların "cuk oturarak" çukurları kapadığını tespit etti.
Daha küçükler ve daha büyükler ise yollarına devam ediyor. Yolda karşılaşılan herhangi bir çukur, en geç 30 saniyede dolduruluyor. Gövdesiyle çukuru dolduran karınca, hemcinslerinin sırtına basarak geçip gitmesini bekliyor. 5 saniye boyunca tepesine basan olmazsa çukurdan çıkıp yuvaya yöneliyor.
Araştırmacılar, karıncaların yoluna engeller koyarak gözlem ve karşılaştırmalar da yaptı ve gördüler ki, bir grubun içindeki "ihtisas sahiplerinin" varlığı, bütün grubun performansını iyileştiriyor. Söz gelimi, 200 bin bireyden oluşan gruptan 7500 karıncanın engellerin aşılmasını kolaylaştırması halinde, yuvaya taşınan yiyecek miktarı dörtte bir artıyor. Uzmanlara göre, yuvaya taşınan yiyecek miktarı ne kadar çoksa koloni o kadar büyüyor. Karıncalar da, bu durumun farkında oldukları için eve dönüşü kolaylaştırıyor...
AA


Eciton burchellii