
14 Ağustos 2007
8 milyon yıllık mikropları dirilttiler
Araştırmacılar, Antarktika’nın döküntülerle kaplı buzullarından aldıkları ve 100 bin ila 8 milyon yıllık 5 buz örneğini laboratuvar ortamında ısıtıp, beslediler ve mikropların yeniden faal hale gelmesini sağladılarBOSTON - Bilim insanları, Güney Kutbu’nda buz tabakaları arasında sıkışıp kalmış 8 milyon yıllık mikropları laboratuvar ortamında dirilttiler.
ABD’nin New Jersey Rutgers ile Boston üniversiteleri tarafından ortaklaşa yürütülen araştırmada, bilim insanları, Antarktika’nın Beacon ve Mullins vadilerindeki buzulun yüzeyinden 3 ila 5 metre aşağıdan aldıkları buz örneklerindeki bakterileri canlandırırken, 100 bin yıllık buzdan alınan kültürlerin, her yedi günde boyutlarını iki katına çıkardıklarını, buna karşılık 8 milyon yıllık buzdan alınanlarınsa daha yavaş, 30 ila 70 günde bu boyuta ulaştıklarını belirlediler.
Daha genç mikroorganizmaların yaşlı olanlardan daha hızlı büyüdüklerini tespit eden bilim insanları, araştırmalarının bulgularını Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin dergisinde yayınladılar.
Buzda donmuş eski virüs ve mikropların iklim değişikliğinin buzulları eritmesiyle okyanuslara genetik materyal olarak karışabileceğini ortaya koyan araştırmayı yürüten uzmanlar, ancak böyle bir sürecin milyarlarca yıl alacak bir süreç olacağını ve insan yaşamını olumsuz etkilemeyeceğini düşündüklerini belirtiyorlar.
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Cumartesi fırlattığı Phoenix uzay aracı da, 9 aylık yolculuğundan sonra, Dünya’daki araştırmaya benzer şekilde, Mars’ın kuzey kutup bölgesindeki donmuş toprak ve buz katmanları arasından numune toplayacak ve yüzeyi analiz edecek.
kaynak
13 Ağustos 2007
6 yeni tür bulundu
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin, şiddet nedeniyle onlarca yıldır girilemeyen doğu kesiminde, aralarında bir yarasa ve iki kurbağa olmak üzere 6 yeni canlı türü bulunduNEW YORK - Merkezi New York’ta bulunan Doğal Hayatı Koruma Derneği, Ocak ve Mart ayları arasında, Tanganyika gölünün batısındaki ormanda araştırma yapan uzmanların, 6 yeni tür keşfettiklerini açıkladı
Derneğin açıklamasında, 1000 kilometrekarelik bozulmamış bir alanda, deniz seviyesinden 2725 metre yükseklikte yapılan araştırma sonucunda yarasa ve kurbağalarla birlikte bir kemirgen, iki fare ve iki kurbağa türünün ortaya çıkarıldığı belirtildi.
Açıklamada, bölgenin biyolojik açıdan çok zengin olduğu, çok sayıda şempanze, bufalo, fil, leopar ve maymun barındırdığı kaydedildi.Araştırmacı Andrew Plumptre, çok kısa süre içinde 6 yeni tür bulduklarını, daha fazla zamana sahip olmaları halinde bu sayının artabileceğini söyledi.
kaynak
11 Ağustos 2007
Kelebekler nereye uçtuklarını biliyor
Bilimsel araştırmalar, kelebeklerin nereye uçtuklarını bildiklerini ortaya koydu.Proceedings of the Royal Society adlı bilim dergisi, İngiliz araştırmacıların minyatür radarlarla izlediği kelebeklerin, kendilerine bir yaşam alanı belirlemelerinin ardından, besin kaynaklarına doğru uçup karınlarını doyurduktan sonra yeniden belirledikleri yere uçabildiklerini ortaya çıkardığını yazdı.
Rothamsted Resaerch araştırma merkezinden Lizzie Cant, kelebekleri, sırtlarına 12 miligram ağırlığında bir verici yerleştirerek izlediklerini, bu ağırlığın kelebeklere ekstra yük getirmediğini ve uçuşlarını etkilemediğini belirtti.
Araştırmanın, bu yeni gözlem yöntemi sayesinde, kelebeklerin belli bir çevrede varlıklarını nasıl sürdürebildiklerinin izlenebileceğini de ortaya koyduğu ifade edildi.
Kadın beyninde daha fazla hücre var
Düşünsel faaliyetler açısından beynin en önemli bölümünü oluşturan gri bölgenin kadınlarda, erkeklere göre daha fazla hücre içerdiği belirlendi.Beynin yüzeyinde yer alan gri bölge karar verme, kişilik, planlama ve hafıza faaliyetlerinin gerçekleştiği yer olarak biliniyor.
Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki Mc Master Universitesi bilimadamlarının bulgularına göre, kadınların beyninin ön lobunda hücre yoğunluğu, erkeklere oranla yüzde 15 daha fazla.
Araştırma ekibinden Prof Sandtra Witelson bu verilerin, kadın beyninin ön lobunda iletişimin diğer bölgelerden çok daha fazla olduğunu gösterdiğini söylerken, bu fazlalığın daha başka ne anlamlara geldiğinin henüz araştırılmakta olduğunu belirtiyorlar.
06 Ağustos 2007
Grip Nedir?
Grip, burun, bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana gelen, Influenza A, Influenza B ve Influenza C virüslerinin neden olduğu yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur. 1-2 hafta içinde hastalar genellikle iyileşirler ancak etkileri haftalarca devam edebilir. Bazı hastalardaysa hayatı tehdit edici komplikasyonlar (zatürre gibi) gelişebilir.
Sonbahar ve Kış aylarında görülür. En fazla görüldüğü yaptığı aylar Ekim - Mart aylarıdır. Grip son derece ciddi bir hastalık olup, en fazla görüldüğü kış mevsiminin en şiddetli hastalıklarından biridir. İşgücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete yol açan hastalıkların başında yer almaktadır
Sonbahar ve Kış aylarında görülür. En fazla görüldüğü yaptığı aylar Ekim - Mart aylarıdır. Grip son derece ciddi bir hastalık olup, en fazla görüldüğü kış mevsiminin en şiddetli hastalıklarından biridir. İşgücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete yol açan hastalıkların başında yer almaktadır
Soğukalgınlığı Nedir?
Soğuk algınlığı sonucu oluşan enfeksiyonlarda etken %90 virüslerdir. Soğuk algınlığına neden olan 200 kadar değişik virüs tanımlanmıştır.
En sık görülen virüsler,
Rhinovirus %15-40
Coronavirüsler %10-20
Parainfluenza Virüsü %5-10
Respiratuar Sinsisyal Virüs %6
Soğukalgınlığı kişiden kişiye bulaşır. Başlangıçda bu bulaşmanın "damlacık enfeksiyonu" ile yani aksırma, öksürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaydı. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virusu almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de nazal (ağız-burun) mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündedir. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıdır.
Yapılan araştırmalar havanın soğukluğunun soğuk algınlığı hastalığının başlaması ve seyretmesi ile ilişkili olmadığını göstermiştir. Üstelik bu araştırmalara göre psikolojik stres, üst solunum yollarını etkilleyen alerjiler ve adet dönemlerinin hastalığa yakalanma riskini artırdıkları saptanmıştır.
Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir.
Soğuk algınlığında,
Soğuk algınlığı tanısını koyup var olan belirtileri belirlenmelidir.
Belirtilere göre tedavi yapılmalıdır.
Belirtiler nelerdir ?
Ateş
Baş ağrısı
Eklem ve kas ağrısı
Yorgunluk hissi,
Akan ya da dolu burun
Hapşırma
Boğaz ağrısı
Göğüs doluluğu
Ne Yapmalı ?
Aşağıdaki durumlardan herhangi birinin görülmesi halinde ve belirtilerin geçmemesi durumunda mutlaka doktora başvurmak gerekmektedir.
39 C'yi geçen ateş
Sürekli yada çok kıvamlı balgam üreten öksürük
Nefes alırken ağrı
Devamlı kulak ağrısı
Şişmiş lenf bezleri
Yutkunurken zorlanma
---
alıntıdır
01 Ağustos 2007
FAKTOR V Leiden Mutasyonu
Faktör V kan koagülasyon sistemindeki en önemli proteinlerden biridir. Faktör V aktive edilmis protein C (APC) 'nin kofaktörü olarak fonksiyon yapar. APC ile birlikte Faktör Vllla'yi inaktive eder ve ayrıca Faktör V' in kendi aktive formu protrombinin proteolitik aktivasyonunda kofaktör olarak rol oynar ve protrombin trombine dönüstürülür. Aktive edilmis protein C rezistansına (APCR) yol açan FV Leiden mutasyonu trombofilinin en sik görülen genetik nedenidir. Venöz thromboz vakalarının %95'ine yakınında görülür ve trombofili kanser hastalarinda ciddi komplikasyonlara neden olur.
Faktör V kan koagülasyon sistemindeki en önemli proteinlerden biridir. Faktör V aktive edilmis protein C (APC) 'nin kofaktörü olarak fonksiyon yapar. APC ile birlikte Faktör Vllla'yi inaktive eder ve ayrıca Faktör V' in kendi aktive formu protrombinin proteolitik aktivasyonunda kofaktör olarak rol oynar ve protrombin trombine dönüstürülür. Aktive edilmis protein C rezistansına (APCR) yol açan FV Leiden mutasyonu trombofilinin en sik görülen genetik nedenidir. Venöz thromboz vakalarının %95'ine yakınında görülür ve trombofili kanser hastalarinda ciddi komplikasyonlara neden olur.
Aktive edilmis protein C, FVa ve FVllla'yı inaktive ederek kanın pıhtılasmasını düzenleyen bir serin proteaz enzimidir. APC, FVa proteinini 679, 506 ve 306'daki arginin bölgelerinden keserek inaktive eder. FVa ilk önce 506'dan daha sonra 306'dan kesilerek inaktive olur. Fakat FV Leiden mutasyonu 1691. nükleotid G' nin A' ya dönüşmesine sebep olur. Bu da 506 Argininin Glysin olmasıyla sonuçlanır. Böylece 506'daki kesim engellenmis olur. Mutant FV yine 306'dan kesilmesiyle inaktive olabilir fakat bu durum yaklasik 10 kat daha yavastır. Böylece Faktör V molekülü proteolitik inaktivasyona resistant olur. Bu durum thrombin generasyonunda yükselmeye ve hiperkoagülasyon durumuna sebebiyet verir, FV progeagulant olmaya devam eder. FV Leiden heterozigot bireyler de thrombosis riski 5-10 kat homozigot bireylerde ise risk 50-100 kat artar. Aktive edilmis Protein C rezistansının normal bireylerdeki insidansı %3-5 iken thrombosis öyküsü olan hastalarda %50 civarindadir.
Faktör V Leiden mutasyonu otozomal dominant olarak kuşaktan kuşağa iletilir ve bu patolojinin frekansı toplumlar arasında değişiklik gösterir. Türk toplumunda taşıyıcılık orani yaklasik %9 dur. Bu nedenle trombofili için yüksek risk grubunu oluşturan bireylerin taranmasi oldukca önemlidir. Böyle bir mutasyon için heterozigot bireylerde cerrahi girisim sonrasında, kadınlarda oral kontraseptif kullanımı sırasında ve postpartum döneminde DVT görülme riski arttığı saptanmıştır. Faktör V leiden mutasyonunu taramak için yapilan bir kaç test vardir. Bunlar plasma APC rezistansını ölçmeye dayanır. Bu testlerde plazma pıhtılasma zamanı [prothrombin time (PT), aktive edilmiş parçalı thromboplastin süresi(APTT), Xa-pıhtılasma zamani gibi] APC nin varlığında ve yokluğunda ölçülür. Fakat bu testlerin sensitivitesi ve spesifitesi büyük ölçüde değişiklik gösterir.
Test sonuçlari kullanılan kimyasallar ve ilaçlarla büyük sapmalar gösterir. Mesela oral kontraseptif kullanımı, lupus anticoagulantların varlığı veya kan pulcuklari test sonuçlarını etkiler. Bu durum özellikle Faktor V tasıyıcılarını tespit etmede hatalı sonuçlara neden olabilir. Bazı testler her hastaya uygulanamayabilir. Mesela oral anticoagulant terapi uygulanan kişilere belli testler uygulanamaz. Çünkü bu terapi plazmadaki faktör II ve X konsantrasyonlarını düşürür ve bu da plazmanın APC'ye olan sensitivitesini arttırırarak yanlış sonuçlara sebebiyet verir.
Test sonuçlari (+) pozitif olan insanlar icin mutlaka DNA analiz testi uygulanmalıdır, çünkü normal değerler ve tasıyıcıların değerleri aynı bulunabilir ve bu yüzden yanlış teşhis konulabilir. Bu da cok büyük hatalara sebebiyet verebilir. DNA analiz tekniği ile Faktor V genindeki G1691A mutasyonu direk olarak incelenir ve kesin sonuç verilir. Klasik plazma testleri eğer (+) pozitif ise sonuç mutlaka DNA testi ile doğrulanmalıdır.
Tablo I. Venous thrombosis riskini yükselten faktörler
I. Çevresel faktörler:
a)Cerrahi müdaheleler (ortopedi, gögüs ve karin, genitoüriner sistem ameliyatlari)
b) kanser (pankeas,akciger, over, testis, üriner sistem, göğüs ve mide kanserleri)
c) Travmalar (omurga, pelvis, femur ve tibia travmaları)
d) İmmobilizasyon
e) Atherosclerotik vasküler hastalıklar
f) Gebelik
g) Östrojen kullanimi
h) Şişmanlık
i) Behçet hastalığı, sistemik lupus eritamatozis, marfan hastalığı, homocysteinuria
j) Derin ven trombozu öyküsü olanlar
II.Genetik Faktörler
a) Antithrombin III eksikliği
b) Protein C eksikliği
c) Protein S eksikliği
d) APCR
Faktör V kan koagülasyon sistemindeki en önemli proteinlerden biridir. Faktör V aktive edilmis protein C (APC) 'nin kofaktörü olarak fonksiyon yapar. APC ile birlikte Faktör Vllla'yi inaktive eder ve ayrıca Faktör V' in kendi aktive formu protrombinin proteolitik aktivasyonunda kofaktör olarak rol oynar ve protrombin trombine dönüstürülür. Aktive edilmis protein C rezistansına (APCR) yol açan FV Leiden mutasyonu trombofilinin en sik görülen genetik nedenidir. Venöz thromboz vakalarının %95'ine yakınında görülür ve trombofili kanser hastalarinda ciddi komplikasyonlara neden olur.
Aktive edilmis protein C, FVa ve FVllla'yı inaktive ederek kanın pıhtılasmasını düzenleyen bir serin proteaz enzimidir. APC, FVa proteinini 679, 506 ve 306'daki arginin bölgelerinden keserek inaktive eder. FVa ilk önce 506'dan daha sonra 306'dan kesilerek inaktive olur. Fakat FV Leiden mutasyonu 1691. nükleotid G' nin A' ya dönüşmesine sebep olur. Bu da 506 Argininin Glysin olmasıyla sonuçlanır. Böylece 506'daki kesim engellenmis olur. Mutant FV yine 306'dan kesilmesiyle inaktive olabilir fakat bu durum yaklasik 10 kat daha yavastır. Böylece Faktör V molekülü proteolitik inaktivasyona resistant olur. Bu durum thrombin generasyonunda yükselmeye ve hiperkoagülasyon durumuna sebebiyet verir, FV progeagulant olmaya devam eder. FV Leiden heterozigot bireyler de thrombosis riski 5-10 kat homozigot bireylerde ise risk 50-100 kat artar. Aktive edilmis Protein C rezistansının normal bireylerdeki insidansı %3-5 iken thrombosis öyküsü olan hastalarda %50 civarindadir.
Faktör V Leiden mutasyonu otozomal dominant olarak kuşaktan kuşağa iletilir ve bu patolojinin frekansı toplumlar arasında değişiklik gösterir. Türk toplumunda taşıyıcılık orani yaklasik %9 dur. Bu nedenle trombofili için yüksek risk grubunu oluşturan bireylerin taranmasi oldukca önemlidir. Böyle bir mutasyon için heterozigot bireylerde cerrahi girisim sonrasında, kadınlarda oral kontraseptif kullanımı sırasında ve postpartum döneminde DVT görülme riski arttığı saptanmıştır. Faktör V leiden mutasyonunu taramak için yapilan bir kaç test vardir. Bunlar plasma APC rezistansını ölçmeye dayanır. Bu testlerde plazma pıhtılasma zamanı [prothrombin time (PT), aktive edilmiş parçalı thromboplastin süresi(APTT), Xa-pıhtılasma zamani gibi] APC nin varlığında ve yokluğunda ölçülür. Fakat bu testlerin sensitivitesi ve spesifitesi büyük ölçüde değişiklik gösterir.
Test sonuçlari kullanılan kimyasallar ve ilaçlarla büyük sapmalar gösterir. Mesela oral kontraseptif kullanımı, lupus anticoagulantların varlığı veya kan pulcuklari test sonuçlarını etkiler. Bu durum özellikle Faktor V tasıyıcılarını tespit etmede hatalı sonuçlara neden olabilir. Bazı testler her hastaya uygulanamayabilir. Mesela oral anticoagulant terapi uygulanan kişilere belli testler uygulanamaz. Çünkü bu terapi plazmadaki faktör II ve X konsantrasyonlarını düşürür ve bu da plazmanın APC'ye olan sensitivitesini arttırırarak yanlış sonuçlara sebebiyet verir.
Test sonuçlari (+) pozitif olan insanlar icin mutlaka DNA analiz testi uygulanmalıdır, çünkü normal değerler ve tasıyıcıların değerleri aynı bulunabilir ve bu yüzden yanlış teşhis konulabilir. Bu da cok büyük hatalara sebebiyet verebilir. DNA analiz tekniği ile Faktor V genindeki G1691A mutasyonu direk olarak incelenir ve kesin sonuç verilir. Klasik plazma testleri eğer (+) pozitif ise sonuç mutlaka DNA testi ile doğrulanmalıdır.
Tablo I. Venous thrombosis riskini yükselten faktörler
I. Çevresel faktörler:
a)Cerrahi müdaheleler (ortopedi, gögüs ve karin, genitoüriner sistem ameliyatlari)
b) kanser (pankeas,akciger, over, testis, üriner sistem, göğüs ve mide kanserleri)
c) Travmalar (omurga, pelvis, femur ve tibia travmaları)
d) İmmobilizasyon
e) Atherosclerotik vasküler hastalıklar
f) Gebelik
g) Östrojen kullanimi
h) Şişmanlık
i) Behçet hastalığı, sistemik lupus eritamatozis, marfan hastalığı, homocysteinuria
j) Derin ven trombozu öyküsü olanlar
II.Genetik Faktörler
a) Antithrombin III eksikliği
b) Protein C eksikliği
c) Protein S eksikliği
d) APCR
kaynak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
