Bundan sonra beni www.esraoz.com adresinden takip edebilirsiniz. Haberlerime web sayfdamdan okuyabilirsiniz.
07 Haziran 2010
Aylar olmuş yazmayalı...
Bundan sonra beni www.esraoz.com adresinden takip edebilirsiniz. Haberlerime web sayfdamdan okuyabilirsiniz.
03 Ekim 2009
Kongre Ayı
.jpg)
22 Ağustos 2009
Çaresizseniz Çare Sizsiniz!

*Medikal ve ilaç firmalarında çalışan biyolog arkadaşlara yönelik bir yeniliği haber vermek istiyorum. Hastaneler alımlarını 3 aylık stoklarla sınırlıyor. Yani artık bir yıllık alımlar gerçekleşemeyecek. Bunlar tabii tıbbi sarf malzeme ve ilaçta söz konusu olacak. Ayrıca 2010 yılı itibariyle il sağlık müdürlükleri tarafından çerçeve sözleşmesi yapılacak yani bu da demek ki yeterlilik alan firmalar arasında hastaneler ihtiyaçları oldukça fiyat isteyip kısa sürede alımları gerçekleştirecek. Yani ihaleye itiraz, ödeme süresinin uzaması gibi sorunlar oluşmayacak.
*Sağlık Bakanlığı ve Telekomun yaptığı anlaşma ile Erzurum ve Kayseri pilot il seçilerek Merkezi Hastane Randevu Sistemi başlatılıyor. "Alo 184" çağrı merkezinin 15 ay sürmesi planlanan pilot projede çağrı merkezinin hastaların önceden randevu almasını ve hastanelerde beklemeyi azaltmak için hedefleniyor.
*Boyun cerrahisi için pozisyon veren yastık geliştiren Doç. Dr. Ali Doğan Bozdağ ile görüştüm. Sürekli yenilikler bulan hocam, her görüştüğümde yeni bir çalışmadan söz ediyor.
*Son olarakta Prof. Dr. Özkan Erel'in biyokimya alanında keşifler yaptığından söz etmek istiyorum. Dünya'da ilk kez bulunan kitlerin sahibi.
Yapılan çalışmalar başarının açmayacağını düşündüğümüz kayanın üzerinde bile açabileceğine ne güzel örnekler var... Dilerim herkes alanında böyle güzel çalışmalar geliştirir. "Çaresizseniz Çare Sizsiniz" sözüne ne de güzel örnek teşkil ediyor.
Sağlıcakla Kalın
22 Temmuz 2009
Sezarın Hakkı Sezara Verilmeli!
Geçtiğimiz günlerde Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan bir laboratuarın sessiz sedasız kendi halinde işleyişine şahit oldum. Her ne kadar TUS sınavına artık alınamasakta ki, 2 defa TUS'a girmiş biri olarak. Bu sınava hazırlanmak bile inanın çok farklı. Hayattan uzaklaşıp günlük minimum 12 saat ders çalışmanız gerekiyor. Zaten bize verilen kadroda sadece 3 büyük ilde ve devlet hastanelerinde, yani kadromuzda çok az sayıda. Bu sebepten demem o ki aslında sınavlara alınmasakta laboratuarlar bize emanet! Zaten hastanede çalışan hangi biyolog ile görüşsem ortak kanı, teknisyenlerin yaptığı işi yapıyoruz oluyor. Sakın teknisyenlerin işini beğenmediğimi filan düşünmeyin. Biz okulda "Bilim insanı" olarak eğitim alıyoruz. Sadece insan değil tüm canlıları derinlemesine inceliyoruz. Sorguluyoruz, araştırma yapmanın yollarını öğreniyoruz. Okul bittiğinde de sudan çıkmış balık misali çalışma yapabilmek için balığın can çekişmelerinin başka versiyonunu yaşıyoruz. İşimizi yapabilmek için can hıraç uğraşıyoruz. Ama sonuçta bize söylenenler keşke daha az puan alıp hemşire olsaydınız oluyor ya da iş alanı çok ama yok şeklinde nitelendiriliyor. Peki sormak istiyorum, neden iş alanı yokta bu kadar çok Biyoloji Bölümü var? Madem iş alanlarını bir bir ellerinden alınan biz biyologların bu kadar çok mezun verilmesinin önüne geçilmeli. Çözüm sunmaksa niyetleri bu kadar çok mezun veren bir bölümün önünü açmaları ve bu zorluklardan kurtarmaları.
Katıldığım bir toplantıda Doğa Tarihi Müzesinden söz edildiği gibi: Eğer bulunduğunuz coğrafyanın ekolojisini bilmiyorsanız. Ne doğal zenginliklerini kurtarabilirsiniz ne de salgın hastalıkların önüne geçilmesi için biyolojik mücadele de yer alabilirsiniz. Kısaca Sezarın hakkı Sezara verilmeli!! Biyologların iş sahaları belirlenerek mezun biyologların hayatı karartılmamalı!
25 Haziran 2009
Bodrum'dan...

Merhabalar,
Bu satırları izinde olduğum günlerde yazıyorum, malum yılda çıkılan bir hafta tatilde de çalışmak yerine dinlenmeye zaman ayırmak olarak gördüğüm Bodrum sahillerinde hamak, şipişdik terlikler ve Elif Şafak'ın "Aşk" kitabı ile beraber geçiriyorum. Şu anda kulağıma gelen oryantel müzik eşliğinde klavyemde uyum gösteriyor.
Doğanın içinde kuşlara yem atarken karıncaları da ihmal etmiyorum. Malum genelde sağlık üzerine çalışmaları takip etsemde böyle ortamlarda doğayı gözlemlememek büyük haksızlık olurdu! İşte ben de bu sebepten etrafımda gördüğüm her şeyi inceliyorum.Bir böceğin ki türünü hala bulamadım. Ön çekmenlerinin farklı yapısı, karıncaları avlarken ki beklemesi ve maksilla ve mandibula hareketlerinin şaşırtıcı hareketleri sonunda karınca yuvasından iki karınca ile ayrılışı görülmeye değer bir görüntüydü doğrusu.Kitabın satırlarına daldığımda dünyadan kopuyorum, burnuma gelen deniz kokusu ve dalgaların sesiyle başka alemlere gidiyorum. Kulağıma taktığım kulaklığımdan yunan ezgileri dinliyorum, kıvrak ve bir o kadar hareketli. Latin, fransız melodilerini seven ben şimdilerde yunan ezgilerine de sıcak bakmaya başladım. Farklı çiçek türlerini görmekte ayrı güzel, zakkumlar, nilüfer çiçeğine benzeyen kavuçuk ağacığının çiçeği ve daha niceleri...

Bodrum Kalesini gezdim mesela, sadece güneş karşısında yatmak değil tatil benim literatürümde. Çevreye duyarsız kalmamak gerekiyor. Hayranlıkla gezdiğim Kale tam bir sanat eseri. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesini de içinde barındıran Kale'de farklı kültürlerden de eserler bulma imkanı var. Gemi maketleri benim en çok ilgimi çeken ögelerin başında geliyor. Bu arada Müze Kart almadıysanız hemen edinin çok işinize yarıyor. Böylece ücretsiz müze ziyaretleri başka bir güzellik katıyor tatilinize.
Güzel Bodrum ikindi vaktinden kocaman sevgiler gönderiyorum
25 Mayıs 2009
Biyoloji okumak isteyenlere
.jpg)
Bu ay birçok toplantıya katıldım, birçok insanla tanıştım ama benim yazacaklarım ayın sonuna doğru geldikçe netleşti. 21-24Mayıs tarihleri arasında Ankara Medika 2009 Fuarı'nda yer aldım. Beklediğimin altında ziyaretçi sayısının olmasına karşın, yapılan panel ile fuar kendi adıma gerçekten güzel geçti. Fuar ile aynı tarihler arasında TÜBİTAK okul yarışmasına katıl gençlerle de tanışma fırsatı buldum. Uzun saatlerini yaptıkları araştırmaya ayırıp, stant kurup projelerini anlatışlarını görmenizi isterdim. Işıkla bakan gözlerden başarı fışkırıyordu. Projelerini dinledğim öğrencilerin daha üniversiteye gitmeden yaptıklarını tanıtma isteği beni çok mutlu etti.Üniversitede hangi bölümü istediklerini sorduğumda birçoğu Genetik veya Moleküle Biyoloji cevabını aldım. Duyduğum cevap karşısında sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Öğrencileri yanlış yönlendirip ilerde hayallerinin yıkılmasını da istemediğim için biraz sohbet ettim. Zaten gelen maillerle de Biyoloji okumayı isteyem öğrencilerin sizce yaalım mı sorularına nasıl cevap vereceğimi bilemediğimde yaşadığım çelişkideki gibi kaldım....

Biyoloji okunası bölümlerden hem de çok güzel bilgiler elde ediyorsunuz. Her ne kadar verilen eğitimin yetersizliğinden dert yansam da yine de hakkını verdiğinizde gerçekten çok umut vaadediyor. Ancak işte o ancaktan sonrası malesef tesbih gibi dizliyor ardı sıra olumsuzluklar. Üniversitelerde bile öğrenciler bu kadar araştırma yapmazken ortaokul ve lise öğrencileri beni hayrete düşürdüler. Acaba üniversitede mi birşeyler yanlış gidiyorda bu kadar hevesle çalışan öğrenciler sonrasında hayal kırıklıkları yaşıyorlar. Olmayan kadrolar, değeri bilinmeyen bilim adamları, maaş sıkıntısı çeken öğretim görevlilier, gerekli araştırma kaynağı bulamayan bölümler... işte bunlar acı gerçekler malesef hem de en acısı.
Bölüm seçme konusunda hayallerini çok yüksek tutan ve evet ben tüm zorlukları aşarak bilim insanı olacağım diyen öğrenciler buyrun maratona hazırsınız diyebilirim....
Onkoloji toplantısına katıldığımda kök hücre çalışmaları beni mutlu etti. Çalışmaları süren proje dahilinde yeni bir sistem oluşturulacak ve kemik iliği nakil işlemleri kolaylıkla gerçekleşir hale gelecek.
Ankara Tıp Biyokimye Günleri'nde de verilen eğitimin standart hale gelmesinin yanı sıra asistan karnelerinin de oluşturulması üzerinde duruldu.
Son olarak Ankara Dünya Göz açılışına katıldım ve 2 saat Başbakanı bekledikten sonra açılış gerçekleştirildi.
Bu ay aslında yazacak çok toplantım, söyleyecek çok sözüm vardı ancak, iş eğitime gelince kararsız gençliği yanlış yönlendirmek istemediğim için özellikle Biyoloji üzerinde durdum. Dilerim iyi düşünerek karar verirsiniz.
Umut dolu bakan bir nesil dileğiyle...
25 Nisan 2009
elektron mikroskobuyla çekilmiş fotoğraflar

Kırmızı kan hücreleri

6 günlük insan emriyosu

akciğer alveol hücreleri

dilde tat alma duyuları

diş plakası

gözde kılcal damarlar

ince bağırsak kıvrımları

insan embriyosu

insan yumurtası

kan pıhtısı

kanserli akciğer hücresi

kulak kılları

Purkinje Sinir Hücresi

kırık saç teli
kaynaklar
http://www.environmentalgraffiti.com
http://en.wikipedia.org/wiki/Scanning_electron_micrograph
http://images.wellcome.ac.uk
23 Nisan 2009
23 Nisan'dan güzel anılar
Bu ay benim için çok yoğun toplantılarla geçti. DAS Kongresine katıldım. Tüm kongre boyunca çok faydalı bilgiler edindim. Hastanelerin dezenfeksiyon ve sterilizasyonunun ne derece önem taşıdığını , hastane enfeksiyonlarının engellenmesi için olmazsa olmaz olduğunu öğrendim. Hatta tren vagonları gibi düşünürsek konuyu, antibiyotik kullanımının azalmasına kadar uzanan bir yolculuk olduğunu farkettim. Kongrede öğrendiğim başka bir konuda hastanelerde kullanılan dezenfeksiyon ürünlerinin seçimindeki hatalar oldu. Meğer neler oluyormuş bilmediğimiz diye geçirdim, konuşmaları dinlerken.
TOD tarafında Ankara'da gerçekleştirilen Nisan kursunun bu yıl ki konusu "Katarakt" oldu. Toplantı başkanı ile yaptığım söyleşide katarakttan korunma yolunun olmadığını ancak tedavi sürecinde ameliyatın şart olduğunu öğrendim.Dilerim korunma yolları bir an önce bulunur, çok zor bir hastalık. Ama sevindirici olan teknolojinin gelişmesiyle paralel olarak tedavi yöntemleri de sevindirici sonuçlar veriyor.
Hepatoloji size ne anlatıyor! Karaciğer hastalıklarını konu alan bir bölüm olduğunu, bunun içerisinde de karaciğer hastalıklarının tartışıldığını yeni öğrendim. İlginç olan ise bu alanda yapılan tedavilerin birkaç branşı içine aldığıydı.Yani karaciğer deyip geçmemek gerekiyor, her yıl bu alanda kongre ve sempozyumlar düzenleniyor.Tedaviler tartışılarak doğru sonuç bulunmaya çalışılıyor.
Hastanelere yaptığım ziyaretlerde ne gibi eksiklikler olduğunu farkediyorum. Hatta artık hastaneyi dolaştığımda ne gibi eksiklikler olduğunu söylenmeden anlıyorum. Yapılan hatalı davranışlar gözümden kaçmıyor. Özellikle devlet hastanelerinde tedavi gören insanların yaşadığı zorlukların sona ermesini istiyorum. Kuyruklara çözümler gelmeye başladı, internetten randevu, telefonla randevu veya hastanede sıra almak gibi çözümler getiriliyor. Sonra laboratuar sonuçlarının alınmasındaki zorluklar vardı. Bu konuda meslektaşlarım daha iyi bilirler. Sıralar uzayıp gidiyordu, bazı hastaneler bu konuda da hastaya yardımcı çözümler sunuyor. Muayene olduğunuz hekim size sonucu söylüyor. Bunun dışında hemşire çağrı sistemlerinin gelmeside hastalar için sevindirici bir durum oldu. Dijital röntgenlerin gelmesiyle film sorunu da kalmıyor, böylece oluşturulan arşiv ile hastanın geçmişte geçirdiği rahatzılıklara göre de tedvailer şekillenmeye başlayacak. Hatta aile hekimliği ile bu daha da farklı boyut kazanacak.
Son dönemlerde başhekimlerin daha duyarlı davrandığını görmek çok sevindirici. Empati kurarak yapılan işler daha verimli sonuç veriyor. İmkanların zorlanarak hizmetin sunulması çok sevindirici. Dilerim hastanelerin tümünde gelişmeler hep yüz güldürücü olur. Hep gülen yüzlerle karşılaşmak dileğiyle...
16 Nisan 2009
BİYOTÜRK
www.biyoturk.com adresinde seneler önce yazılarım yayınlanırdı. O zamanlar üniversite son sınıf ve sonrasında benim için çok heyecan vericiydi. Araştırmalarıma yer veriliyordu. Bugün sitenin yeniden aktif hale geldiğini görünce çok mutlu oldum. Hoşgeldin BİYOTÜRK yine yeni yeniden!!!20 Mart 2009
TÜYAP İzlenimlerim...
Yoğunluk içerisinde geçen günlerde yorgunluğu işlemeyi düşündüm aslında. Koştumaca içerisinde bir ay nasıl geçti anlayamadım bile. Geriye bir dolu yenilikler kaldı, paylaşılmak üzere not edildi deftere... 5-9 Mart tarihleri arasında TÜYAP Expomed Labtek 2009 Fuarına katıldım. Fuarın açılışından son gününe kadar bulunduğum tıp fuarında, ülkemizde hatırı sayılır tüm medikal firmalar yerlerini almışlardı. Bu tip fuarların çok faydalı yönleri var, öncelikle sektör hakkında bilgi sahbi olma imkanı yakalıyorsunuz, sonra yenilikleri öğreniyorsunuz. Ama eksik olan şey tanıtımdan kaynaklanıyor. Bir de isteyen tüm sağlık çalışanları katılabilmeli. Böyle olduğunda çok daha faydalı olur bence, gerçi hastanelerde gerekli birimlere iletiliyor ve genelde satın alma, hastane müdürü ve başhekimler ziyaret ediyorlar ki firmaların hedef kitleleri de zaten onlar.
Fuardan bir dolu yenilikle karşılaştım, şaşırdığım çok şey oldu. Ya da hayatımda ne işe yereyacağını hiç duymadığım cihazlarla karşılaştım. Birçok kişi ile tanıştım, en güzeli de geçen sene karşılaştığım bir bayan ile bu yıl karşılaştığımızda hatırlamama olan sevinciydi. Hatırlanmak ne de güzel bir duygu anladım. Kısa notlarımı eklemek istiyorum yenilikleri paylaşmak adına:
*Boyunlukların yeni modelleri çıkmış kişilerin boyunlarına özel tasarlanıyor. Çocuklara uygun boyunluklarda yapılmış.Böylece daha rahat edilebilecek, çeneyi zorlamayacak.
*Laboratuar tüplerinin üzerine etiketi otomatik yapıştıran bir alet çıkarılmış, yanlışlıkları önlemek için çok kullanışlı. Siz tüpleri alıp, hemen kan alabilirsiniz, işte bu kadar basit.
*Hastanelerde tek kullanımlık kıyafet dönemi başlıyor. Yakında her yerde görmeye başlayacaksınız.
*6 motorlu yataklar üretildi, 6 noktadan çalıştırılıyor. Bu sayede uzun süre yatan hastalar daha rahat edebilecek.
*Uzun süreli operasyonlardan sonra hastalarda sıklıkla karşılaşılan emboliye önlem olarak antikoagulan kullanılması gerekliliği üzerine sohbet ettiğim Prof. Dr. İsmail Savaş, acil servise gelen hastalarda yan ve göğüs ağrısı olanlarda ilk akla infarktüs geldiği ancak embolinin atlandığını söyledi. Sizde de uzun dönem hareketsizlik olduğunda nefes almanızda zorluk, göğüs ağrısı gibi şikayetlerde, hekimlerin aklına gelmeyen soruyu siz sorun "Emboli olabilir mi" diye.
*Sağlık çalışanlarına açılan davalar ile gündeme gelen Malpraktis hakkında bilgi aldığım Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı, sağlık çalışanlarının son dönemlerde yüksek rakamlarda ceza ödediğini söyledi. Bu konu hakkında sürekli seminerler ve bilgilendirme toplantıları düzenlediklerini iletti. Sağlık çalışanı arkadaşlar haklarınızı lütfen iyi öğrenin.
16 Nisan Biyologlar Günü olarak kutlanmaya başlanmasının mutluluğu ayrı güzel. Ancak bugüne özel bir tören yapılmıyor malesef. Hatta birçok insan "Biyolog" kelimesinin anlamını bilmiyor bile. Bu bağlamda, hem iş statümüzü hem de adımızı duyurmak adına derginin olması, sitemizin takip edilmesi, derneklerimizin bu anlamda çalışma yapması mutluluk verici bir durum. Günümüz kutlu olsun...
Dilerim paylaştıklarım sizlerinde işine yarar. Bana missbiyolog@yahoo.com adresinden düşüncelerinizi, merak ettiklerinizi yazabilirsiniz. Paylaşmak aslolan öyle değil mi...
Sevgiyle kalın...
11 Şubat 2009
Neden Muz Yaprağı
Bu sayıdan itibaren artık sizlerle bu köşede olacağım. Şimdi bu nasıl bir köşe ismi diyebilirsiniz. İşte öncelikle bu sorunun yanıtını vererek başlamak istedim sözlerime. Muz yaprağının karakteristik bir özelliği vardır, çok büyüktür ve gerektiğinde çanak gibi kullanılabilir. Yani yaprak içerisinde yemek yiyebilirisiniz. Bir gün ıssız bir adada tek başına olduğunuzda tabak olarak kullanabileceğiniz doğanın bir armağınıdır. Düğünlerde hep hediye bilezik olacak değil ya, bu kez doğadan, çifte tabak takımı şeklinde de bir armağan olarak düşünebilirsiniz.
Her ay bu köşede bu tabakla farklı lezzetlerde yazıları paylaşacağım. Genelde sağlık olacak içerisinde arada da gözlemlerim arada kızdıklarım ama bolca bilgi bulacaksınız. İşte paylaşmanın gücü diyerek hep birlikte her ay sizlerle öğrendiklerimi satırlarla sunacağım. Bazen sizin görüşlerinizden çıkartıklarımı da ekleyeceğim. Şimdiden söyleyeyim. Zamanla daha da farklı düşüncelerimde olacak yani süprizlerle dolu bir yaprak bulacaksınız.
Sürekli toplantılara katılıyorum. Yeni insanlarla tanışıyorum, yeni bilgiler öğreniyorum. Bu bilgileri paylaşmadıktan sonra benim için hiç bir anlamı olmadığına karar verdim ve paylaşayım istedim.
Öncelikle meslektaşlarıma çok kızıyorum! Neden mi? Çünkü herkes işe girdikten sonra bana ne diye düşünmeye başlıyor, bir olmadığımız içinde hakkımız yeniyor ki yenmeye de devam edecek. Atamalarda bize nerdeysse hiç kadro ayrılmıyor, başımızın gözümüzün fitresi olsun dercesine 30 ile kalıyoruz ki ona da atanınca bir daha sesini çıkartma, otur oturduğun yerde başka hastane filan isteme ile öyle susup oturuyoruz. Bunun için Derneklere üye olmazsanız yakında şu anki çalıştığınız işlerde çalışma hakkınızda elinizden gidecek diyebilirim ki farklı bölümlerde master hakkımızda elimizden alınmaya çalışılıyor. Artık o uzun zamandır uyunan uykudan uyansanız iyi olur diyorum!
O kadar toplantı dedim işte size sıcacık fırından yeni çıkmış ve herkesin gözünden kaçan bir bilgi. Akromegali hastalığı, hipofiz bezinden fazlaca salgılanan büyüme hormonu ki biz buna growth hormonu diyoruz. Bu hormon bluğ çağı bitmeden fazla salgılandığında devlik denilen hastalık ile karşılaşılıyor. Ben büyüdüm kurtuldum bana bir şey olmaz demeyin! Çünkü 40-50 yaş arasında da bu hastalıkla karşılaşanların teşhisi malesef ki konamayabiliyor. Nefes alımda zorlanma, uyku apnesi, aşırı terleme, giderek irileşme, kıyafetlerin olmaması, yüzde, el ve ayaklarda irileşme gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Ama birçok kişi tarafından akla gelmediği için yanlış tedaviye maruz kalınıyor. Bu tip yanlış müdahalelere maruz kalmış ve iki yanlış operasyon geçirmesine rağmen tedavi olamamış biriyle tanıştım. Etrafınızda gittikçe büyüyen ki bunlara obez diye bakmayın obezite ile alakası yok, çok fazla terleyen, kıyafetleri 6 ay gibi sürede olmayan, ayakkabı numarası gittikçe büyüyen ve alnında, çenesinde öne doğru çıkıntılar oluşan kişilere uyarıda bulunun. Bu durum hipofizde oluşan adenomların habercisi olabilir. Doğru Endokrinoloji bölümüne gitsinler!
Ankaralılara bir müjde vereyim Mart ayında Dünyagöz hastanesi açılmadan önce Kızılay Meydanında Tır ile ücretsiz muayene imkanı sunulacak.Türkiye'nin en büyük göz hastanesi ünvanını taşıyacak olan hastanede bir muayenenin 1,5 saat olduğunu öğrenince insanın beni tutmayın bırakın gideyim şımarsın gözlerim, onlarında hakkı var diyesi geliyor.
Son olarak ilk köşemi yazmamın heyecanını atlatırken bir söz ile tamamlamak istedim; "40 kuyuyu 1 metre kazacağıma 1 kuyuyu 40 metre kazmayı tercih ederim."
Sevgiyle Kalın
10 Kasım 2008
Sağlığınıza
28 Ekim 2008
MEDİST 2008
14 Ekim 2008
Kalça Ağrıları
Kalça bir top yuva eklemidir. Uyluk kemiği (femur) başı ile leğen kemiği (pelvis) teki yuvanın arasında uyumu, mekaniği ve sabitliği mükemmel bir eklem yaratırlar. Omuz eklemine benzer şekilde kalçada daha dar olmakla beraber labrum denilen halka biçimli esnek kıkırdak yuvanın kemik sınırlarını çevreler.Diğer eklemlerin tersine sabitlikte temel unsur bağlar değil eklemin kendisidir. Bunun üzerine adale güçlerinin dengeli dağılımı ve kalın eklem kapsülü ve kapsül üzerindeki bağlar da yardımcıdır.
KALÇA AĞRILARI SEBEPLERİ
Osteoartrit (kireçlenme) ve romatoid artrit gibi hastalıklar, eklemin iç yapısını etkiler ve bu etkilenme ileri boyutlara ulaşırsa, eklemi oluşturan kemikler arası yapı bozulup, eklem deforme olacağından hastada kalçanın arka bölgesine ve kasıklara vuran ağrı, topallama, belin ve kalçanın eğik durması, oturulan yerden kalkarken kalçada " çekilme" hissi bacakların kısalmış gibi hissedilmesi gibi şikayetler olur. L3-4 bel bölgesinden kaynaklanan nevraljiler de kalça ekleminde hissedilir ve özellikle merdiven çıkarken ve inerken oluşan ağrılar meydana gelir.
KALÇA KİREÇLENMESİ ( KOKSARTROZ )
Kalça kireçlenmesi en sık rastlanan kalça ağrısı sebebidir. Daha çok orta ve ileri yaşlarda görülür. Başlangıçta kalça hareketlerinde tutukluk, ağrı ve topallama olur. Hastalık ilerledikçe kalça deformasyona başlar. Topallama daha belirginleşir o taraf bacak kısalmış gibi hissedilir. Yürürken özellikle merdiven inip çıkmak iyice zorlaşır. Kalça kireçlenmesi çoğunlukla tek taraflıdır. Ancak bir taraftaki kalçanın bozulması, bir süre sonra diğer kalçayı da etkileyebilir.
Kalça kireçlenmesinin tedavisi cerrahidir. Ancak cerrahi müdahale için, hasta bekleyebildiği kadar bekletilmelidir. Erken dönemde antiromatizmal ilaçlar, kas gevşeticiler verilir. Kaplıca tedavisi kalça çevresinde kas spazmını çözerek hastayı rahatlatır. Ağırlık taşıyan diğer eklemlerde olduğu gibi kalça ekleminde de artroz ( kireçlenme ) oldukça sık görülür. Kalça artrozunun ilk belirtisi kalça ekleminde bir rahatsızlık ve tutukluk olmasıdır. Bu rahatsızlık başlangıçta sabahları uyanma ve yataktan kalkma ile ortaya çıkar. Ağrı hareket ve eklem üzerine yük bindirilmesi ile artar, istirahatta biraz rahatlar. Hastalık ilerledikçe ağrı ve diğer şikayetler dinlenmeklede geçmez olur. Hasta ağrıdan dolayı aktivitelerini azaltır. Eklem aralığı iyice daralır. Kalça hareketleri kısıtlanır ve topallama olur. Ağrı bazen dizede vurabilir. Bu nedenle diz ağrısı ile gelen hastalar mutlaka kalça eklemi yönünden de değerlendirilmelidir.
Yaşlanma, ailesel faktörler, çocukluk çağı hastalıklar, kalçaya yönelik cerrahi işlemler, kalça kireçlenmesi için en önemli risk faktörleridir.
Kalçada osteartrit bir kez başladı mı onu durdurmak ve geriye döndürmek çoğu kez mümkün değildir. Düz röntgen filmleri teşhis için yeterlidir. Eğer erken dönemde ise ağrılarınız tahammül sınırları içinde ise tıbbi tedavi uygulamaları yapılır.
kalçanın dindirilmesi ( sağlam tarafa baston )
kilo verilmesi
fizik tedavi, egzersiz, yüzme, bisiklet
antiromatizmal ilaçlar
düzenli uyku ( zaman zaman yüzüstü yatmak gerekir )
kaplıca tedavisi
İlerlemiş vakalarda, hastanın yaşı uygunsa tıbbi olarak bir sakınca yoksa en iyi tedavi total kalça protezidir. Protez sonrası iyi bir rehabilitasyon programı uygulanmalıdır.
TROKANTERİK BURSİT ve İSKİAL BURSİT
Trokanterik bursit, yatağa yan yattığınızda alt taraftaki kalçada ağrı ile kendini gösterir. Kimi zaman yürürken ve bacaklarınızı yana açtığınızda oluşan bu tür bir kalça ağrısı, genellikle orta ve ileri yaşlarda ve kadınlarda biraz daha sık görülür. Trokanter bursası kalça ekleminin yan tarafında trokanter çıkıntısı üzerindedir. Bu çıkıntı üzerinde leğen kemiğinden uyluk kemiğinin başına uzanıp yapışan kasların altında kemiklere sürtünüp aşınmasını, bir anlamda yastık görevini üstlenen içi az miktarda sıvı ile dolu olan trokanter bursa dediğimiz bir kese bulunur. Trokanterik bursit, bu kesenin iltihaplanması ve kimi zaman da kireçlenmesidir. Kireçlenme iltihaplı bursaya kalsiyum tuzlarının çökelmesi sonucu ortaya çıkar. Torkanterik ağrı, bacağın yan tarafından dize doğru yayılabildiği için, siyatik ağrı ile de karıştırılabilir. Ayrıca doğuştan ya da sonradan oluşan kalça çıkıklığı yada omurga eğriliği gibi durumlarda trokanterik bölgeye binen baskı artacağından, bu kişilerde trokanterik bursit daha sık görülebilir.
Tedavide ana yöntem, uzun ve ince bir iğne ile bu bölgeye, doğru açı ile yaklaşıp trokanter bursa içine kortikosteroid ( kortizon ) vermektir. Bunun yanı sıra, antienflamatuar ilaçlar, bacağı yana doğru açarak yapılan germe egzersizleri, kilo vermek tavsiye edilir.
İSKİAL BURSİT
Oturduğumuz zaman, özellikle sert zeminde, yerle temas haline gelen ve leğen kemiğinin alt ve arka kısmında bir kemik çıkıntısı vardır. Bu bölgenin adı iskial tuberositesdir. Bu çıkıntının üzerinde de bir bursa bulunur. Uzun süre sert yere oturarak yapılan işler sonucu, bu bölgede sürekli bir travma söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Tedavide, yumuşak yere oturma önerilir ve bölgeye kortikosteroid enjeksiyonu yapılır.
KUYRUK SOKUMU AĞRISI ( KOKSİGODİNİ)
Kuyruk sokumu ağrılarına gelince, bu da yaygın bir yakınmadır. Daha çok kadınlarda görülür. Kuyruk sokumu ağrılarına koksigodini adı verilir. Genellikle kalça üzerine düşmeler yada doğrudan darbe sonucu, en uçtaki kemikler kırılabilir veya eğilebilir veya bu bölgedeki yumuşak dokular zedelenebilir. Uzun süre oturmak ağrılara sebep olur. Simit biçiminde bir mindere oturmanın yanı sıra, tedavide antiromatizmal ilaçlar ve kortizon+lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir. Bu enjeksiyonu birkaç defa tekrarlamak gerekebilir. Nadiren cerrahi müdahale gerekebilir.
PİRİFORMİS SENDROMU
Bu rahatsızlık siyatik ağrısına çok benzer bir ağrıya yol açtığı için, bel fıtığı ile karıştırılabilir. Piriformis, kalçanın arkasında siyatik sinirin hemen üstünde yer alan kısa ama önemli bir kastır. Kalça ekleminin dışa doğru dönmesine katkıda bulunur. Bu kas travma nedeni ile spazma uğrayabilir. Nitekim piriformis tüneli içine ve kasa yapılan lidokain ve kortikosteroid enjeksiyonları hastanın şikayetlerini geçirir. Ayrıca analjezikler ve kas gevşeticiler verilir. Piriformis germe egzersizleri yaptırılabilir.
GELİŞİMSEL KALÇA ÇIKIĞI VEYA YETERSİZLİĞİ(DDH)
Doğuştan kalça çıkığı (DKÇ) terimi son yıllarda yerini Gelişimsel kalça yetersizliği (DDH) terimine bırakmıştır. Bu hastalık esas olarak kalça eklemindeki top (femur başı) ile yuva (asetabulum) ilişkisinin değişik derecelerde bozulmasıdır. Burada değişik derecelerde olmak üzere, top ya yuva dışındadır ya da yuva içinden belli pozisyonlarda çıkmaktadır. Bebeklerde hastalığın derecesine göre belirti ve muayene bulguları belirgin olabildiği gibi farkedilemeye de bilinir. Eskiden bütün kalça çıkıklarının doğuştan itibaren var olduğu ve zaman içinde hastalığın ilerlediği düşünülürdü. Son çalışmalar ileri yaşlarda kalça çıkığı tanısı konan çocukların bir kısmının, doğum sonrası yapılan muayene ve standart ultrasonografik tetkik ile normal bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Günümüzde kabul edilen görüş; sonuçta kalça yetersizliği ile tedavi edilen bebeklerin kalçalarında direkt çıkık ile doğmamış olabildikleri, sadece top-yuva ekleminin sabitliğini sağlayan eklem kapsülünün gevşek olabildiği ve zamanla top yuvanın birbirinden değişik derecelerde uzaklaştığı şeklindedir. Bu nedenlerle DKÇ den DDH terimine geçiş yapılmıştır.
DDH’ ta belirtiler
Özellikle yeni doğanda ve çıkık derecesi ağır olmayan çocuklarda yürüyene kadar hiç bir belirti olmayabilir. Böyle bebeklerde genellikle çocuk doktorlarının normal muayeneleri sırasında farkedilebilir. Genellikle;
Bacaklarda uzunluk farkı
Kalça ve üst bacak kıvrımlarında her iki taraf arasında fark olması (cilt kıvrımı farklı bebeklerin yaklaşık % 20 sinde DDH bulunur)
Bir bacakta daha az hareket veya esneklik
Yürüme çağında “ördek yürüyüşü” denilen yanlara sendeleyerek yürüme ana belirtilerdir. Bu belirtileri olan çocuklar zaman geçirilmeden bu konuda deneyimli bir ortopediste götürülmelidir.
Tanı
Tanı için öncelikle iyi bir muayene gerekir. Muayenesi normal olan bebeklerden risk grubu içinde olmayanlar klinik olarak ilk 3 ay her ay takip edilirler. Sonrasında doktor takibe devam edebilir veya sonlandırabilir.
Ailede kalça çıkığı olan, bacakların düz ve birbirine yapışık olarak gövdeye bitişik olduğu (breech) pozisyonunda anne karnında duran veya doğan(özellikle de ayakların omuz seviyesi üzerinde olduğu), kız bebekler, ikizler, ilk bebekler, doğuştan boyun eğriliği(torticolis)olan bebeklerde RİSK FAZLADIR. Bu nedenlerle risk grubundaki bebeklerin tamamına muayeneleri normal olsa dahi Amerikan Pediatri Akademisi ultrasonografik tarama önermektedir. Yalnız yapılacak ultrasonografinin sağlıklı olması için özel bir yöntemle ve bu konuda deneyimli kişiler tarafından yapılması çok önemlidir.
6 –8 aylarda (kalça topunda kemikleşme başlaması bebekten bebeğe değişen zamanlamalarla oluşur) direkt röntgen incelemesi yeterli bilgiyi vermektedir.
Tedavi
Tedavi şeklini yaş belirler.
Yenidoğanlar; tanı koyulur koyulmaz DDH tedavisi için geliştirilmiş özel bandajlar (pavlik bandajı gibi) kullanılır. Çift ara bezi gibi açısal kotrolü olmayan yöntemler tedaviyi geciktirme, yeterli sonuç alamama gibi riskler taşır.
1-6 aylık bebekler; Çıkığın müdahale ile veya bandaj kullanımı ile yerine yerleştirilmesi ardından bandaj uygulaması ile devam edilir. Yerine yerleşmeyen veya bandaj içinde yerinde durmayan çıkıklarda genel anestezi altında yerine yerleştime ardından alçı uygulaması yapılabilir.
6 – 12 ay; Genel anestezi ile kalça yerine konulduktan sonra kalçanın yerinde kaldığı açılara bağlı olaak bandaj veya alçı uygulanabilir. Anesteziye rağmen kalçanın yerine girmediği vakalarda operasyon gerekliliği olabilir. Operasyon sonrası alçı uygulanır.
1 yaş sonrası; Operasyon hemen tüm vakalarda (nadiren birbuçuk yaşına kadar kapalı yöntem başarılı olabilir ) operasyon gereklidir. Yaş büyüdükçe çıkık ağırlaşacağı için operasyonların büyüklüğü artmaktadır. Operasyonlardan sonrası alçı uygulaması sona erdikten sora değişik cihazlar kullanılması gerekebilir. DDH tedavisi çocuk büyümesi bitene kadar davam eder. Kalçanın gelişiminin yetersiz olması durumunda operasyon gerekebilir.
Uygun şekil ve yaşta uygulanan bandaj ve alçılar genellikle yürümenin biraz gecikmesi dışında komplikasyona neden olmaz. Herşeye rağmen nadiren bacakta büyüme hızında farklılık, cilt problemleri olabilir. Bu problemler tedavi bittikten sonra ortadan kalkar.
Uygun tedavi edilmiş DDH'li çocuklar ileri yaşamlarında herhangi bir kısıtlama olmaksızın aktif yaşam sürebilirler.
MERALGİA PARESTETİKA
Kalçanın yan tarafına ve önde kasığa doğru uzanan ve dolaştığı bölgede duyu almamızı sağlayan bir sinir vardır. Bu derinin altında yer alan yüzeysel sinirin adı lateral femoral kutenoz sinirdir. Bu sinir, kasık bağı olarak da adlandırabileceğimiz inguinal ligamentin altından geçerken bir baskı altında kalırsa, kalça yanında ve kasıktan bacakların iç tarafına doğru ara sıra yayılan bir tür yanma, aşırı duyarlılık ve kimi zaman da uyuşukluk hissi oluşabilir. Bacağını açarak arkaya attığında, uzun süre ayakta kaldığı ve yürüdüğünde hastanın ağrıları artabilir.
Bu rahatsızlık aşırı kilolu olanlarda, şeker hastalarında, hamilelerde pantolonun yada eteğin kemerinin fazla sıkı olduğu durumlarda ve sıkı korse kullanıldığında oraya çıkabilir. Kesin tanı sinir iletim testleri ile konur. Tedavide, antienflamatuar ilaçlar, kilo verme, yukarıda sözü edilen sebeplerden kaçınma önerilir ve zamanla çoğu hastada yakınmalar geçer. Geçmezse sinir çevresine kortikosteroid enjeksiyonu ile tedavi edilir
KALÇA EGZERSİZLERİ
Kalf egzersizi :
Sırt üstü yatarken topuk yere bastırılır, dizler düz tutulur, ayak baş parmağı olabildiğince yukarı ve aşağı doğru hareket ettirilir.
Sırtüstü quadriceps :
Sırtüstü yatarken kalça kaslarını sıkıştırın, dizlerinizi yatağa doğru bastırın.
Harmstring :
Sırtüstü yatarken topuklar yere doğru bastırılır bu şekilde 5 sn tutulur.
Gluteal :
Sırtüstü, dizler düz bacaklar uzatılırken kalçalarınızı sıkıştırın ve 5 sn tutulur.
Kalça flexion :
Dizinizi bükün. Büktüğünüz dizin topuğu kendinize doğru kaydırın. Diğer bacağınızı düz tutun.
Diz extansiyon :
Dizlerinizin altına rulo şeklinde bir yastık koyun. Bu durumda dizlerinizi yukarı doğru kaydırın.
Köprü :
Sırtüstü yatarken dizlerinizi 90 derece fleksiyona getirin, sonra kalçanızı dizinizle aynı seviyeye gelinceye kadar kaldırın. 5sn tutun, 5sn dinlenin.
Kalça abdüksiyon :
Ayakta bir masa kenarından tutun, diğer ayağınızı dizlerinizi bükmeden yana doğru olabildiğince açın. Ayak ucu dışarıya doğru bakmalıdır.
Kalça extensiyon:
Dizinizi ve gövdenizi bükmeden bir bacağınızı arkaya doğru götürebildiğiniz kadar götürün 5sn tutun 5sn bırakın.
Diz fleksiyonu:
Dizinizi arkaya doğru bükebildiğiniz kadar bükün ve 5sn tutun
TOTAL KALÇA PROTEZİ
Kalçadaki probleminiz hayat standartınızı istemediğiniz kadar düşürdüyse protez zamanınız geldi demektir. Buradan anlaşılacağı gibi ameliyat zamanlamasına doktor değil hasta karar verir.
En sık soru protez yapım yaşı ve ne kadar ömrü olduğudur. Burada hastanın kişisel özellikleri; yaş, cinsiyet, ağırlık ve hareket seviyesi belirleyicidir. İyi ellerde yapılması şartıyla tüm hastaların %98’inde protez 10 yıl dayanır. 65 yaş üzeri, kadın, 70 kg altı ve az hareketli kişilerde protezin ömrün kalan kısmında idare edebileceği söylenebilir. Genel olarak kalça protezi iyi ellerde yapıldığında 20 yıl civarında tamamen ağrısız ve kalça fonksiyonlarının tam olduğu bir yaşam süresi elde edilir.
Kalça protezinin iyi ellerde yapılması kadar ameliyathane ve ameliyat sonrası bakım hizmetleride çok önemlidir. Bu operasyonun en önemli komplikasyonu % 1-2 oranında enfeksiyondur.(en iyi ameliyathane şartlarında). Enfeksiyon gelişirse ek cerrahi prosedürler gerekebilir. İyi ameliyathane şartı dendiğinde enfeksiyon kontrolü çok iyi olan, “laminar air flow” lu ameliyathaneler anlaşılmaktadır. Damar ve sinir yaralanması riski neredeyse yoktur.
Operasyonda eklemin her iki yüzeyi plastik ve metal komponentlerle değiştirilir. Konulan parçaları yerinde tutmak üzere 2 yol mevcuttur.Bunlardan biri polimetimetakrilat adı verile çimento ile tespittir. Diğeri ise özel hazırlanan ve kemiğin gelişimine uygun olarak kemikle bütünleşen parçalardan oluşan protezlerdir. Bazı çimentosuz implantların yüzeylerinde yeni kemik oluşumunu sağlayabilecek biolojik olarak aktif olan maddeler de bulunmaktadır . İleri yaş ve ileri osteoporozu olanlar dışında günümüzde çimentosuz protezler tercih edilmektedir. (Dizin tersine) Çimentosuz protez sonrası belli süre koltuk değneği kullanılması gerekir.
Hastaların operasyonun ertesi günü yürümelerine, 2. gün tuvalete oturmalarına izin verilir. Dikişler ortalama 15 günde alınır ve sonrasında banyoya izin verilir. Hasta operasyonun ertesi gününden itibaren kalça ve diz bükme ve adele güçlendirme ekzersizlerine başlanır. Bu ekzersizler kalça fonksiyonlarının tamamen kazanılmasına kadar devam eder. Genellikle 6. haftada tüm kalça fonksiyonları geri döner. Kalçada protezin varlığını hastalar 3-6 ay hissedebilirlerse de yürüme ilk haftadan sonra ağrısızdır.
Doç.Dr.Turan USLU
kaynak
17 Temmuz 2008
Yenilikler devam ediyor
Uzun zamandır yazmadığım yazılarım var;*Öncelikle Tam gün yasası Başbakanlıkta, bu doğrultuda artık herkes seçimini yapıyor.
*Kanser için buğday çim suyunun etkisi kanıtlandı. Şimdilerde etken madde araştırılıyor.
*Virüslerle kansere savaşı düşündünüzmü? İşte artık bu hayal değil gerçek. Lentino türü virüsler bu konuda kullanılıyor.
*Anatomi ile klinik branşlar ele ele verip çalışmalara başladı, çok başarılı bilimsel araştırmalar sonuç vermeye başladı.
*Kalp ameliyatlarında kapakçık değişikliği 3,5 cm'den yapılabiliyor. Bu konuda iyi araştırmadan sakın ameliyata evet demeyin.
*Kornea naklinde insanların gözleri alınmıyor sadece şeffaf tabaka alınıyor. Bu konuda birçok bekleyen hasta var.
*Genetiği değiştirilmiş tohumların ülkemizde kullanımı serbest olurken bu tohumlar toprağı kısırlaştırıyor. Bu konuda dikkat edilmesi gerekiyor. olabildiğince doğal tercih edin.
*Birçok hastane çalışanlarının da memnuniyetini kazanma yolunda ilerliyor.
*Önceden yapılan üçlü test tarih oluyor artık dörtlü test yapılıyor böylece fetüslerin düşmesi önleniyor.
*TÜBA üyesi olmak isteyenler var mı bilmem ama ben çok istiyorum. Bu akademiye katılmak çok zor.
*BİYOMUT Ankara'da gerçekleşti, yoğun katılımın olduğu toplantıda çok güzel bir bilgi paylaşımı yaşandı.
Şimdilik benden bu kadar sağlıcakla kalın hoşçakalın
04 Nisan 2008
16 Nisan Biyologlar Günü
Öncelikle 16 Nisan Biyologlar Günümüzü kutlarım. Dilerim bu yıl biyologların değeri anlaşılır.Yorucu bir haftayı da geride bıraktık. Geçen zaman içerisinde ne gibi artılar kattığımı düşünüyorum da kendime. Zaman su gibi akıp gidiyor. Geçen günlerde İstanbul'daydım, birçok güzelliğin yanında yeni bilgiler kattım kendime. Yoğun geçen program içerisinde bir dolu yeni yüzlerle tanıştım. Yazacak bir dolu konu var ben kısaca öğrendiklerime geçmek istiyorum.
* Meslektaşlarımı ilgilendiren bir testten bahsetmek istiyorum. Gaita'da parazit bulmak çok zor olur ancak geliştirilen bir yöntemle artık zor olan bu testler çok kolay.*Hacettepe Üniversitesi Teknokent toplantısına katıldığımda ülkemizde çok güzel başarılara imza atıldığını farkettim ve çok sevindim.
*İstanbul'a gittiğimde TÜYAP Expomed 2008 fuarına katıldım çok farklı ürünleri gördüm. Bir dolu yeni ürünle karşılaşırken, firmaların müdürlerininin çoğunluğunun Biyologlardan oluştuğunu gördüm. İnanın meslektaşlarımızın bu derece güzel işlere imza atması çok sevindirici bir durum.

*Botox güzellik için kullanıldığı düşünülürken göz hastalıklarında da kullanıldığını öğrendim. Özellikle şaşılık, blefarospazm ve sinkinezi hastalıklarında başarılı sonuçlar elde ediliyor.
*Pektus Deformites hastalığı, doğuştan göğüste fiziksel bozukluk hastalığı demektir. Nuss tedavi yöntemini geliştiren Türk Bilim adamları tarafından bir yöntem sayesinde artık daha başarılı sonuçlar elde ediliyor.
Yazımı bitirirken sizlere altta bir test ekliyorum. Aşağıdaki resme bakın. Bayan ne tarafa dönüyor? Cevabı resmin altında :) Güzel anılarla ve yazılarla haftaya görüşmek dileğiyle

Resimdeki kız saatin döndüğü yönde dönüyor derseniz, beyninizin sağ yarım küresi daha çok çalışıyor demektir.
Ters yönde dönüyor derseniz, beyninizin sol yarım küresi hayatınızda daha hakim demektir.
Bu resim sizin insan tipinizi ortaya çıkarıyor.
Sağ yarım küre hayal ve yaratıcılığı, sol yarım küre ise mantığı ve dil yeteneğini temsil etmektedir.
Buna göre nasıl bir insan olduğunuzu anlayacaksınız.
Bir düşünün, daha çok mantığa mı önem verirsiniz ya da hayale mi?
Bilim adamlarında sol yarım küre, sanatçı ve çok dindarlarda ise sağ yarım küre daha hakim olmalıdır.
16 Nisan Biyologlar Gününün Önemi
Değerli meslektaşlarım ve basın mensupları; biyoloji üç temel bilimden biridir. Bu nedenle yok sayılamaz. Son yıllarda kendimizi yeterince anlatamadığımızdan haklı olarak kamuoyu biyologların öneminin farkında değil.
Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde lisans eğitimleri; Viroloji, Bakteriyoloji, Ekoloji, Hidrobiyoloji gibi dallarda verilmektedir. Nitekim, Nobel Bilim Ödülleri`nde fizik, kimya, tıp gibi biyoloji bilimi de ayrı bir kategoride ödüle layık görülmektedir. Oysa ülkemizde ise sadece biyoloji bölümleri bulunmakta ve biyolog olarak mezun olunmaktadır. Bu durum bilimde geri kalmışlığın göstergelerinden biridir. Günümüzde bilimin çok hızlı ilerlemesi çok daha fazla bilgi öğrenmeyi şart koşmaktadır. Bir kişinin biyoloji konusunda her şeyi bilmesi mümkün olmadığından, alt dallarda uzmanlaşması gerekmektedir. Çağımızda bu bir zorunluluktur.
Bilimde gelişen ülkelerde biyologlara verilen önem çok yüksek iken, ülkemizde uygulamadan kaynaklanan tam tersine bir durum mevcuttur. Hala bir biyologun ne iş yapması gerektiği konusunda fikir birliğine varılamamıştır. Biyologların; Aldığı eğitimle ilgisi olmayan konularda görevlendirilmesi de yaygın bir uygulamadır. Genelde sadece laborantlık ve büro görevlerinde çalıştırılmaktadırlar.
Biyoloji bilimi konusunda eğitim alan bu elit personel birçok kamu kurumunda, aldığı eğitimle doğru orantılı konularda görevlendirilmediğinden atıl personel durumuna düşürülmektedir. Bu uygulamayla kurumlarımız ve dolayısıyla halkımız biyologlardan ve bunun sonucu olarak çok değerli biyolojik bilgilerden yeterince istifade edememektedir.
Örneğin; ABD´de bir yerde oluşan gıda zehirlenmesinde sebebini araştıran, bulan ve çözüm getiren komisyonların başında biyologlar bulunmaktadır. Bu işi de doktorlara vermek onların iş güçlerini arttırdığı gibi bazen konuya hâkim de olamayabilirler. Zira doktorun görev sahası hastayı tedavi etmektir.
Ülkemizde istihdam politikası daha sağlıklı yapılabilse ve buna bağlı olarak kişilerin aldığı eğitimlere göre görevlendirmeler yapılabilse daha az sorunla karşılaşılır ve bunun sonucunda problemleri daha kısa sürede çözebiliriz.
Bir biyolog nasıl eczacılık, kimyagerlik yapamaz ise, bu meslek mensupları gibi diğerleri de biyologluk yapamazlar. Çünkü aldığı eğitim ve öğrendiği bilgiler farklıdır. Çağımızda ayrı ayrı gördüğümüz tıp, ziraat mühendisliği, gıda mühendisliği ve veterinerlik gibi bilim dalları biyoloji biliminden doğmuştur. Bir biyolog bu bilimler hakkında bilgi sahibi olabilirken, oysa onlar bir biri hakkında bu bilimlerle ilgili yeterli bilgiye sahip olamazlar.
Biyoloji canlı bilimidir. Tüm canlıları her yönüyle inceler. Buna dünyanın kendiside dâhildir. Bu nedenle biyoloji biliminin önemi bu yüzyılda çok fazla artmıştır. Dünyada küresel ısınma, ekolojik denge, insanın da içinde bulunduğu yaşam döngüleri gibi konular git gide daha da önem kazanmaktadır. Bozulan dengelerin tekrar nasıl sağlanacağı yine biyologların çalışma sahalarından biridir.
Günümüz şartlarında şu gerçeği çok iyi anlamalıyız: Artık biliminin önde giden dalı biyoloji ve insan sağlığıdır. Bu nedenle yurtdışında biyologların önemi her geçen gün daha da çok arttığından, araştırma kaynaklarına geniş olanaklar sunulmaktadır. Bu kişiler faaliyetlerinin karşılığında çalışma sonuçlarını ticari karlı ürünlere çevirerek ülke ekonomilerine çok ciddi katkı yapmaktadırlar. Bizim ülkemiz ise maalesef bu anlayıştan yoksun durumdadır. Bu alanda gereken özen gösterilmediğinden günümüz şartlarında tüm bu bilimsel gelişmelerin sonuçlarını maalesef parayla yurtdışından satın almaktayız. Bu anlayışın sonucu olarak şu soruyu kendimize sormamız gerektiğini düşünüyorum. Paramızı başka ülkelere göndereceğimize, neden kendi araştırma çalışmalarımıza daha fazla imkân sağlayıp buluşlarımızı bizde dünyaya tanıtırken, hem insanlığa hizmet sunup, hem de satarak ekonomik girdi sağlamıyoruz? Biz çok zengin bir ülkemiyiz? Evet, zenginiz. Ama biyolojik zenginlik olarak, insan kaynağı olarak, zeki insanlar olarak. Biz kendi kaynaklarımızı neden yeterince değerlendiremiyoruz?
Ülkemizde üniversitelerden ortalama yılda 3.000 biyolog mezun olmaktadır. Peki; bunların kaçı eğitim gördüğü konularda çalışabilmektedir? Maalesef üzülerek ifade etmeliyim ki onda biri. Diğer hiç bir meslek grubunda bu büyük oran yoktur. Her on kişiden yalnız biri kendi mesleğiyle ilgili çalışabilmektedir. Sebebi ise; bu güne kadar süregelen yanlış istihdam politikalarıdır. Örneğin; 2006 yılında Sağlık Bakanlığı “Özel Hastaneler Yönetmeliği” ´ni yayımladı. Bu yönetmelik öncesi özel hastanelerde çalışabilen biyologların şimdi çalışması engellendi. Önceden çalışanlar da mevcut işinden oldu. Peki; bu kişiler ne yapacak? Bunun için yapılmış bir proje çalışması maalesef yok. Oysa insanlar en verimli, eğitim aldığı konularda çalışır. Sonuçta insanlar yaşamlarını sürdürebilmek ve yaşadığı topluma karşı sorumluluğunu yerine getirebilmek için çalışmak zorundadır.
Biyologların ülkemiz için ne denli önemli olduğunun anlaşılması dileğiyle tüm biyologların bu özel gününü kutlarım.
Gökhan KAVUNCUOĞLU
Genel Sekreter
BİYOLOGLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ
29 Şubat 2008
Miss Kokulu Nergis
Nergisgiller familyasının Narcissus cinsinden olan çiçeğin adı Yunan mitolojisindeki Narkissos’un adından gelir. Mitolojiye göre sudaki görüntüsüne aşık olup ona kavuşmak için ölümü seçen güzeller güzeli Miss kokulu Nergis Narkissos’un öldüğü yerden nergisler bitmiştir. Nergis soğanı zehirli bir süs bitkisidir. Çok eski zamandan beri süs için yetiştirilen ve baharda ilk çiçek açan bitkiler arasındadır. Mitolojik olarak Narkissos'un hikayesi bu çiçeğe bakış açınızı değiştirecektir. Ayrıca Nergis çiçekleri arıların yardımıyla tozlaşır.Nergisler soğandan üretilerek çoğaltılır. Bir nergis soğanı bitki solduktan sonra sökülmeyip toprakta bırakılacak olursa gelecek yıl yeniden çiçek ve yaprak verir.
Şimdi öğrendiklerimize geçelim:*EECP aleti ile kalp nakli yapılacak hastalara son çare olarak görülen cihaz ülkemizde çok az merkezde hizmet vermektedir. hiç bir yan etkisi olmayan ve kalbin gevşeme fazında basınç uygulandığında kalpte kılcak damar oluşmaya başlıyor. Yani aslında uygulandığında çok fazla faydası bulunan bir makina. Malesef bu tedavi yöntemini bilen kişi sayısı çok az.
*Hastanelerin bazıların laboratuvar sonuçlarını aynı gün içerisinde veriyor. Bu durum pek alışık olunan bir konu değil ancak, istendikten sonra hormon sonuçları da verilebilir.
*Özel hastaneler üniversite açma girişimi içerisindeler. Ankara ve İstanbul'daki bazı hastanelerin bu konuda çalışmaları sürüyor. Tıp fakülteleri çoğalacak bu durumu nasıl karşılaşsınız bilmiyorum ama eğitime verilen tüm destekler güzel bence.
Haftaya görüşmek dileğiyle...jpg)
